Tuesday, October 24, 2006

GERCEK KİŞİLER

Gerçek Kişiler

$1.Kişiliğin Başlangıcı ve Sona Ermesi:

I)Kişiliğin Başlangıcı:

I)Genel Olarak:Kişilik çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar (MK.mad.27)

1-Tam olarak doğmak:Doğumun ne zaman tamamlanmış olduğu konusunda kanunda bir işaret yoktur.Genel olarak çocuğun bütün organları ile birlikte ana rahminden ayrılmasını ifade eder.

2-Sağ olarak doğmak:Çocuğun kısa bir süre dahi olsa anadan bağımsız yaşamış olmasıdır.Bunu tespit tıp biliminin konusudur.

Medeni Kanunumuz kişiliğin kazanılması için tam ve sağ doğum dışında başka bir şart aramamıştır.Fransız Medeni Kanununda aranan yaşayabilme kabiliyeti bizde aranmamıştır.Tıbben hayatının devam etmesi olanak dışı bulunan çocuk doğduğunda kişilik kazanmış sayılacaktır.Ayrıca doğan yaratığın insan şeklinde olması da gerekli değildir kabul edilene göre insanı insan yapan bir insandan üremiş olmasıdır.

Her doğumun bir ay içinde nüfus memurluğuna bildirilmesi gereklidir.Nüfus memuru bu doğumu nüfus siciline işler ve bir hüviyet cüzdanı verir.

Çocuğun tam ve sağ olduğunu ispat yükü bunu iddia edenin üstündedir.

II)Ceninin Durumu:

Kişilik çocuğun tam ve sağ olarak doğması ile başlarsa geriye etkili olarak hüküm ifade eder.Çocuk sağ olarak doğmak şartıyla rahme düştüğü andan itibaren medeni haklardan yararlanır.Bu an ananın gebe kaldığı andır.Kanun cenin tam ve sağ doğmuş olarak bir hak süjesi olarak görmektedir.Özellikle cenin mirasçılık imkanı kanun tarafından korunur.(MK.mad27/2 ).Cenini vasiyetname ve miras sözleşmesi ile iradi mirasçı olarak atanması da mümkündür.Ayrıca ceninin sağ doğumdan önce uğradığı zararların tazmini istemi hakkı da vardır.

II)Kişiliğin Sona Ermesi:

Prensip olarak kişilik ölümle sona erer.Ayrıca ölüsü bulunmamakla beraber,hayatta olmadığı sanılan kimseler için çeşitli durumlara göre özel kurallar konulmuştur.Bunlar ölüm karinesi ve gaiplik kararıdır.

1)Ölüm

Ölüm hayatın sona ermesidir.Bu andan itibaren kişilik de sona erer bununla birlikte kişinin sahip olduğu şahıs varlığı hakları da sona erer mal varlığı hakları ise mirasçılara intikal eder.Ölün anının ne zaman olduğunu Medeni Kanun Tıp bilimine bırakmıştır.Tıp bu konuda iki yöntem kabul etmektedir.

a)Biyolojik Ölüm:Eski öğreti tarafından kabul edilen bu yöntemde genel olarak kalp atışlarının ve solunumun durması ile ölümün vuku bulduğu kabul edilir.Fakat tıbbın gelişimi ile bu iki unsurun yapay olarak sağlanabilmesi ile yeni bir yöntem ortaya çıkmıştır.Bu da beyinsel ölümdür.

b)Beyinsel Ölüm:Beyin hücrelerinin ölmemesi ile müdahalelerle insanın kan dolaşımı ve solunumu sağlanabilir.Fakat bu hücrelerin ölümüyle bugünkü tıp teknolojisi ile insanı yaşatmak mümkün değildir.Bu da beyinsel ölümdür.Fakat ölüm anının kesin olarak tespitinde sorunlar yaşanabilir.Bey,n hücreleri kalbin ve solunumun durmasından sonra bir süre daha çalıştığı ifade edilir.Bu süre içinde hasta kurtarılmaya çalışılıp başarıya ulaşmamışsa ölüm anı beyinin fonksiyonunu yitirdiği an mı yoksa kalp ve solunumun durduğu an mı olduğu tartışmalıdır.(kitaba göre kalp ve solunumun durduğu an)

2)Ölüme Bağlanan Hukuki Sonuçlar:

Ölüm ile kişilik sona erer.Bu andan itibaren hak kazanılması ve borç altına girilmesi söz konusu olamaz.Şahsa bağlı haklar sona ererken mal varlığı hakları mirasçılara intikal eder.Şahsa bağlı hakların son bulması ile ölenin özel hayatına ve şerefine ilişkin koruma hakları gibi haklar onun adına dava edilemez..Ancak daha önce ölen tarafından açılmış bir dava mirasçılar tarafından takip edilebilir.

Ceset bir maddedir fakat hukuk alanında bir eşya olarak telakki etmez.Kişi hayatta iken ölüme bağlı tasarrufla cesedini tıp bilimi için yapılacak araştırmalara tahsis edebilir.Ölenin geride kalan yakınları da cesedi karşılıksız olarak tıbbi amaçlara hizmet için tıp kurumlarına bağışlayabilir.Aksine bir vasiyet yoksa kornea gibi ceset üzerinde herhangi bir değişiklik yapmayan dokular alınabilir.Fakat ölü sağlığında ölümünden sonra kendisinden organ veya doku alınmasına karşı olduğunu belitmişse organ veya doku alınamaz.

Kaza veya doğal afet sonucu ölmüş bir kişinin yanında kimseleri yoksa uzmanlar kurulu raporu ile vasiyet ve rıza aranmaksızın organ veya doku nakli yapılabilir.Cesedi tespit ve teşhis edilen kişinin öldüğü en geç on gün içinde nüfus memuruna bildirilir.

3)Ölüm Karinesi:

Bir kişinin öldüğü sonucuna ancak cesedinin bulunması ve cesedin o kişiye ait olduğunun belirlenmesiyle varılır.Fakat kimi olaylarda olayların içinde olanların ölümüne muhakkak nazariyle bakılır.Mesela bir uçağın havada infilak etmesiyle yolcular uçakla beraber parçalanır ve cesetleri bulunamaz.Bu gibi durumlar için M.K.mad 30 ölüm karinesi kabul etmektedir.Buna göre cesedi bulunamayan bir kimse ölümüne muhakkak nazariyle bakılmayı icap edecek ahval içinde kaybolmuş ise o kimse hakikaten ölmüş addolunur.Bu şekilde kaydına ölü geçen şahıs düşük bir ihtimal da olsa hayatta ise M.K.mad63’de yer alan hükme göre terekesini sebepsiz zenginleşmeye dayanarak geri alabilir ve ölüm kaydını sildirebilir.

Eğere ölüm kaydı verilen kişi evli ise ve eşi bu kayıttan sonra ikinci bir evlilik yapmış ise bu evliliğin akıbeti tartışmalıdır.Baskın görüş evliliğin ölüm karinesine dayanan ölüm kaydı ile değil ölüm ile sona erdiğinden hareketle ikinci evliliğin mutlak butlan nedeniyle geçersiz olacağını ve bu durumun savcı dahil her ilgili tarafından ileri sürülebileceğini savunmaktadır.

4)Gaiplik Kararı:

Bir kimse ölümüne mutlak nazariyle bakılacak durumda olmamakla beraber ölüm tehlikesi içinde kaybolmuşsa veya kendisinden uzun zamandır haber alınamıyorsa ve böyle bir kimsenin ölmüş olması ihtimali kuvvetli ise kanun o şahsın gaipliğine karar verilmesi ve böylece kişiliğin sona ermesine bağlanan sonuçların aynen olmasa bile uygulanması imkanını kabul etmiştir.(M.K mad31)

aa-Gaiplik kararı isteyebilmek için gerekli şartlar:

aaa)Ortadan kaybolma kişinin yaşadığı çevreden kaybolarak hayatta olup olmadığının kesin olarak belirlenememesini ifade eder.M.K. iki şekilde gaiplik kararı istenebileceğini kabul eder.Ölüm tehlikesi içinde kaybolma ve çoktan beri kendisinden haber alınamama.

Ölüm tehlikesi kişinin muhakkak surette ölü olduğu anlamına gelemez zira ölüm muhakkak surette ise gaiplik kararına değil ölüm karinesine dayanılması söz konusu olur.Çoktan beri haber alınamama konusunda da gelecek haberin mutlaka kaybolanın gönderdiği bir haber olması gerekmez.Başkasından gelen haberlerde kaybolanın gaip olmadığını belirten haberler varsa söz konusu şahsın gaip olmadığını gösterir.

bbb)Kaybolan kimsenin ölümü pek muhtemel olmalıdır.

Her ölüm tehlikesi içinde kaybolan için gaiplik kararı istenemez.Soyut olaydaki şartlar kaybolan kişinin ölümünü kuvvetli bir ihtimal dahilinde göstermeli,kaybolanın hala hayatta olduğunda şüpheler uyandırmalıdır.

Ölüm tehlikesi ortaya çıkmış bir olay şeklinde cereyan edebileceği gibi soyut olarak bir durumun niteliğinden de anlaşılabilir.Kaybolan kişinin bindiği geminin açık denizde fırtınada batması birinci yırtıcı hayvanların yaşadığı ıssız bir ormanda seyahat etmesi ikinci olaya örnek olabilir.

ccc)Belirli süreler geçmiş olmalıdır:

Ölüm tehlikesi içinde kaybolma halinde gaiplik kararı istenebilmesi için tehlike anından itibaren bir yıl geçmesi gereklidir.Tehlike anı bir anda ise bu anın bitiminden itibaren bir yıl hesaplanır fakat bu tehlike anı bir süre devam ediyorsa mesela ıssız ormandaki seyahat 2 sene sürüyorsa bu sürenin bitiminden itibaren 1 yıl sonra gaiplik kararı istenebilir.Uzun süredir haber alınamama durumunda gaiplik kararı istenebilmesi için son alınan haberden itibaren 5 yıl geçmesi gerekmektedir.Son haber kaybolanın kesin olarak sağ olduğunu belirten haberdir.

bb-Gaiplik kararı istemeye yetkili olanlar:

M.K.31’e göre bu kimseler hakları ölüme muallak kimselerdir.Kaybolan kimsenin öldüğü tespit edilince bu ölüm dolayısıyla çeşitli haklar kazanacak olanlar veya haklarını ileri sürecek olan kimseler ölüme muallak kimselerdir.Bunların başında mirasçılar ve lehine vasiyet yapılan kişilerdir.M.K.mad 530’a göre hazineye de gaiplik kararı aldırmak için yetki tanımıştır.Alacaklıların ve eğer gaip kişi vesayet altında ise vasinin gaiplik kararı aldırıp aldıramayacakları tartışmalıdır.

cc-Gaiplik kararı vermeye yetkili ve görevli mahkeme:

M.K.mad 31 de düzenlenmiştir.Gaibin Türkiye’deki ikametgahı mahkemesidir.Yoksa nüfus sicilinde kayıtlı olduğu o da yoksa babasının kayıtlı olduğu mahkemedir.Bunlar da yoksa Milletlerarası özel hukuka göre Ankara,İstanbul yada İzmir mahkemelerinden birinde yapılır.Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

dd-Mahkemece uygulanacak usûl:

Kendisine başvurulan hakim gaip hakkında bilgisi olan kişileri yapacağı ilan ile mahkemeye davet eder.Aynı zamanda bu ilan kaybolan kişiye de eğer belirtilen sürede mahkemeye başvurmazsa kendisi hakkında gaiplik kararı çıkacağını bildirir.Gaiplik kararı talebi nizasız kaza olarak görülür.Bekleme süreci içinde gaip ortaya çıkarsa veya öldüğü tarih ortaya çıkarsa gaiplik talebi düşer.Gaiplik kararı verilmesinden sonra gaip ortaya çıkarsa bu kararın bir hükmü kalmaz.

ee-Gaiplik kararı ve sonuçları:

Yapılan ilan süresi içinde gaibin hayatta olduğu veya ölmüş olduğu hususunda bilgi veren çıkmazsa hakim gaiplik kararı verir.Gaiplik kararı nüfus idaresine bildirilir ve sicile gaiplik kararı düşülür.Böylece gaibin kişiliği sona erer.Normal olarak bir kişinin öldüğü iddia ediliyorsa,iddia sahibi bunu ispat etmekle yükümlüdür.Gaiplik kararı kişinin öldüğüne dair bir karine teşkil eder.Ancak ortada ispat edilmiş kesin bir ölüm söz konusu olmadığından hukuki sonuçlar gaibin ortaya çıkabileceği veya öldüğü tarihin saptanabileceği göz önünde tutularak düzenlenmiştir.Gaiplik kararı geriye etkili olarak hüküm ifade eder.Böylece kaybolan kişi ölüm tehlikesi yahut son haber gününden itibaren gaip olmuş sayılır ve hukuki sonuçlar bu andan itibaren doğar.

aaa)Miras hukuku açısından sonuçlar:

Gaiplik kararı verilmesi ile gaibin şahsa bağlı hakları sona erer,malvarlığı hakları ise ölüm tehlikesi veya son haber tarihinden itibaren gaibin mirasçısı durumunda bulunanlara o anda kendiliğinden intikal etmiş sayılır.

Kanun mirasçıları ve mirastan yararlanan diğer kimselerin mirastan alacakları malları gerektiğinde ortaya çıkan gaibe veya ölüm tarihi belli olduğu ve buna göre mirastaki hak sahibi değiştiği takdirde tercih edilecek olan bu kimselere iade edeceklerine dair bir teminat göstermelerini aramıştır.Ancak teminat belirli sürelerle sınırlanmıştır ve gaiplik hükmü ölüm tehlikesi içinde gaip olmaktan ileri gelmişse 5 yıl,çoktan beri haber alınamamaya dayanıyorsa 15 yıl ve her halde gaibin 100 yaşına varacağı süre içinde gösterilir.Bu 5 yılın başlangıcı ,mirasa el konulduğu gün ve 15 yılın başlangıcı alınan son haber tarihidir.

Gaibe bir miras düşmüşse,mirasçılar gaip yokmuş gibi kabul edilerek belirlenir;düşen miras payı bu mirasçılara teminat karşılığı tevdi olunur.

bbb)M.K. 94’e göre gaibin eşi gaiplik kararı alındıktan sonra evliliğin feshi davası açamaz ancak gaiplik kararı nüfusa tescil olunmuş ise nüfus idaresine başvurarak evliliğin feshinin de tescilini talep edebilir.

Evliliğin feshi kararı ile veya gaiplik kararının tescilinden sonra evliliğin feshinin tescili ile evlilik birliği sona ermiş olur.Sonradan gaip çıkagelirse evlilik birliğini devam ettirmek istiyorlarsa yeniden evlenmeleri gerekir.Evliliğin feshinden sonra gaibin eşi evlenmişse,bu evliliği gaip dönse bile geçerli olarak devam eder;gaibin ortaya çıkması geçersizlik sebebi teşkil etmez.

Evliliğin feshi istenmemişse evlilik birliği devam eder.Buna rağmen eşi gaibe mirasçı olmaktadır.Gaip ortaya çıkarsa yeni bir işleme gerek olmadan eşler evli olarak yaşamaya devam ederler.

Evlilik devam ederken gaibin eşi bir çocuk doğurursa bu çocuk kanunen baba olarak gaibe bağlanmış olmaktadır.Gaiplik kararının hatta evliliğin feshi kararının çocuğun nesep durumuna doğrudan doğruya etki yapıp yapmayacağı kanunda düzenlenmediği için tartışmalıdır.

ff-Gaiplik kararının hükümsüzleşmesi:

Gaip ortaya çıkarsa veya hayatta olduğu anlaşılırsa ,gaiplik kararı hükümsüz hale gelir.Bu hususun tespitini,hakkında gaiplik kararı bulunan kimse veya herhangi bir ilgili,mahkemeden isteyebilir.Gaiplik kararının hükümsüzleşmesi ile kararın sonuçları ortadan kalkar.Mirasa el koymuş olanlar malları geri vermekle yükümlü olurlar.

Gaibin ölümünün kesinleşmesi ile gaiplik kararı hükümsüzleşir.

b)Özel olarak:

Hayatta olup olmadığı bilinmeyen bir kimseye bir miras düşerse onun miras payı mahkeme tarafından resmen idare ettirilir.Esasen böyle bir kimsenin genel olarak malları için bir kayyım tayin edilmek gerekir.

Hayatta olup olmadığı böyle bir kimsenin malları veya miras payı on yıldır mahkeme tarafından idare ediliyorsa veya böyle bir idare süresi on yılı bulmamakla beraber gaip 100 yaşına gelmişse genel olarak gaiplik kararı verilmesi için gerekli şartlar aranmaksızın böyle bir kimsenin gaipliğine Hazinenin talebi üzerine karar verilebilir.Bu talep hakkı yalnız Hazineye aittir. Talep üzerine mahkeme gerekli ilanı yapar;ilan süresi içinde gaip ortaya çıkarsa veya ölümü kesinleşirse sorun kalmaz.Herhangi bir bilgi alınmazsa ve gaibin mirasında hak sahibi olanlar da ortaya çıkmazsa gaibin malları hazineye intikal eder.Hazinenin teminat vermesi söz konusu olmaz.Fakat gaip sonradan ortaya çıkarsa veya asıl hak sahipleri belli olursa hazine el koyduğu malları onlara vermekle yükümlüdür.

III)Sağlığın ve Ölümün İspatı

1)Genel Kural:

Bir kimsenin bir hak kazanması veya hakkını kullanması diğer bir şahsın hayatta olmasına veya ölmüş olmasına bağlı ise o kimse iddiasını ispat zorundadır.

2)İspat Kuralları:

a)M.K.mad 29’a göre doğum ve ölüm nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur.Binaenaleyh nüfus kaydına dayanan kimse başka bir şey ispat etmekle yükümlü değildir.Nüfus kaydının doğru olmadığı iddiasından olan taraf iddiasını ispatla yükümlüdür.

b)Nüfus kaydı yoksa bir kimsenin varlığını iddia eden bunu kanıtlamakla yükümlüdür.Bir kimsenin varlığı sabit ise artık onun ölmediğini ispat,varlığını iddia edene değil öldüğünü ispat bunu iddia edene düşer.

c)Hangisinin evvel veya sonra öldüğünü tayin mümkün olmaksızın ölenler aynı anda ölmüş sayılır.Buna birlikte ölüm karinesi adı verilir.Birlikte ölmüş sayılanlar birbirlerine mirasçı olamazlar.

d)Ölüm karinesine dayanarak nüfus siciline ölüm kaydı düşürülmüşse,artık ölümü iddia eden bu kaydı öne sürer,başka bir şeyi ispat zorunda değildir.Fakat nüfus siciline işlenmiş olmasa dahi bir şahıs hakkında ölüm karinesine dayanan k,imse karine için aranan şartları,yani ölüme muhakkak nazariyle bakılmayı gerektiren olay içinde kaybolmayı ispat ederse sözü geçen şahsın öldüğünü ispat etmiş gibi ölümün sonuçlarına dayandırabilir.Karineyi çürütmek karşı tarafa düşer.

$2-Hak Ehliyeti:

I)Anlamı:Hak ehliyeti kişinin hak ve borçlara sahip olabilme ehliyetidir. Hak ehliyeti kişiye tanınan bir hak olmayıp hak sahibi olabilmenin bir şartıdır.Hak ehliyeti kişinin iradesinden ve davranışlarından bağımsız olarak kişi olma vasfı ile kazanmış olduğu bir ehliyettir.

II)Hak ehliyetinin Temel İlkeleri:

M.K.’nın 8. maddesi bütün insanların aynı hak ehliyetine sahip olduklarını ifade eder.Anlatılmak istenen her doğan insanın ,insan olarak,genel bir şekilde hak ehliyetine sahip olacağıdır.Buna “genellik ilkesi” adı verilir.Belirli imtiyazlı haklar kurularak bunların belirli kişilerce kazanılmasını sağlayacak tarzda hak ehliyeti açısından bir çeşitlemeye gitmek bu hükümle yasaklanmıştır;arzu edilen kişiler arası bir fırsat eşitliği yaratmaktır.Bu ilke eşitlik ilkesi olarak ifade edilir.

III)Hak Ehliyetinin Sınırlandığı Haller:

Hak ehliyetini sınırlayan hükümler başlıca şu sebeplere dayanır:

1-Yaş:M.K.’daki bazı hükümler bazı haklara ehil olmayı belirli yaşlara ulaşmaya bağlı tutmuştur.Bunlar yararlanması kullanma ile mümkün olan temsilci tarafından kullanılamayan ve şahsa sıkı sıkıya bağlı olan haklarıdır.

· Evlenmeye ehliyet.M.K. 88’e göre erkeklerde 17(istisnaen 15) kadınlarda 15 yaşın (istisnaen 14) ikmali ile kazanılmaktadır.

· Vasiyetname yapma ehliyeti.15 yaşını doldurmayla kazanılır.

· Miras sözleşmesi yapabilme için reşit olmak gerekir.

· Evlat edinme hakkına 35 yaşını doldurunca sahip olunur.

· Dinini serbestçe tayin edebilmek için reşit olmak gerekir.

· Vasilik için rüşt gerekir.

· Vakıf kurma,kefil olma ve bağışlama gibi işlemler için reşit olmak gerekir.

· Derneğe üye olmak için 18 yaşını doldurmuş olmak gerekir.

2-Cinsiyet:

a)Biyolojik sebeplerle:Cinsiyette hak sahibi olmakta bazı farklılıklara yol açmaktadır.

· Evlenme hakkına sahip olma yaşı erkekler ve kadınlar için farklıdır.

· Nesep karışıklılığı yaratmamak için kadının önceki evliliğinin herhangi bir sebeple sona ermesinden 300 gün geçmeden yeniden evlenmesi yasaktır.

· Erkeklerin vasiliği kabul mükellefiyeti varken böyle bir şey kadınlarda mecburi değildir.

b)Ekonomik Sebeplerle:Miras kalan tarımsal taşınmazların tahsisi hususunda da erkek evlatlar tercih edilmiştir.

c)Evlilik birliğini korumak amacıyla:Evlilik birliği içinde de mutlak bir eşitlik öngörülmemiş ve kocaya bazı farklı hakla tanınmıştır.Örnek olarak aile reisi kocadır.

d)Evli kadını korumak amacıyla:Evli kadının mali çıkarlarını korumak amacıyla karı koca arasında yapılan ve evli kadının kişisel mallarına ya da mal ortaklığına tabi mallara ilişkin hukuki işlemlerin geçerliliği sulh hakiminin onayına bağlıdır.

e)Diğer nedenlerle:

· Nesebin reddi sadece kocaya tanınmış bir hak olup anaya böyle bir hak tanınmamıştır.

· Evlilik dışı doğan çocuğu tanıma hakkı sadece babaya ve bazı durumlarda büyük babaya tanınmışken babanın annesine böyle bir hak tanınmamıştır.

3-Yabancılık:

Yabancılık da bazı haklara sahip olmada farklılık yaratır.Yabancıların taşınmaz mülkiyeti kazanmaları özel bazı kayıt ve şartlara bağlıdır.Yabancı uyruklular köylerde arazi ve emlak sahibi olamazlar.Bir köye bağlı olmayan çiftliklere ve köy sınırları dışında kalan arazinin otuz hektardan çoğuna ancak hükümetin izniyle sahip olabilirler.Genel olarak da karşılıklılık şartı aranmaktadır.

4-Nesep:

Nesep durumu da bazı farklılıklar getirmektedir.Evlilik içinde doğan çocuklar doğumda babalarına nesep bağıyla bağlanırken evlilik dışında doğan çocuklarla babaları arasında evlilik dışı nesep bağı tanıma veya mahkeme kararı ile kurulur.

5-Temyiz kudretine sahip bulunmayanların durumu:

Temyiz kudreti bulunmayanlar şahsen kullanılması gereken haklardan yararlanamadıkları için bu haklara sahip olma ehliyetinin kısıtlanmış olduğu düşünülebilir.Ancak temyiz kudreti bulunmayanın şahsa bağlı hakları kullanamamasının amaca ters düştüğü hak sahibinin aleyhine olduğu hallerde temyiz kudretine sahip olmayan kişilerin bu hakların kanuni temsilci tarafından kullanılabilmesi doktrinde kabul edilir.

6-Akıl Hastalığı:Akil hastaları temyiz kudretine sahip olsalar bile evlenemezler.Akıl hastası olan kişinin velayet ve vesayet hakkı kaldırılır.

7-Kötü şöhret ve mahkumiyet:Kötü şöhret sahibi olanlar vasi atanamazlar.Bir cezaya mahkum olup da medeni haklardan mahrum edilen mahkum resmi vasiyetname düzenlemede tanıklık yapamaz.Hakim 5 yıldan daha fazla hapis cezasına çarptırılmış olan kimsenin ceza müddeti içerisinde velayet ve koca sıfatı ile sahip olduğu haklardan yoksun bırakılmasına karar verebilir.

8-Yabancı Hukukun Uygulanması:

Yabancılık unsurunu taşıyan uyuşmazlıklarda Milletlerarası Özel hukuk gereğince uygulanması gereken yabancı hukukta hak ehliyeti ile ilgili kurallar Türk hukukundaki kurallardan farklı olabilir.Böylece yabancı hukukun uygulanması da kişiler arasında farklılık yaratabilir.

$3-Fiil Ehliyeti:

I)Kavram:

Fiil ehliyeti bir kimsenin iradi davranışla hukuki bir sonuç meydana getirebilmesini ifade eder.Bu sonuç davranışta bulunanın arzu ettiği ya da etmediği bir sonuç olabilir.Bu sonuç fiili yapanın hak iktisabı olabileceği gibi borç altına girebilmesi şeklinde de olur.Bu sebeple fiil ehliyeti kendi fiili ile hak kazanabilme ve yüküm altına girebilme ehliyeti olarak da tanımlanabilir.Şüphesiz ki bu haklarda ve borçlarda değişiklik yapabilmeyi,bunları devredebilmeyi veya sona erdirmeyi de kapsar.

Hak ehliyeti belirtildiği üzere bütün insanların genel ve eşit olarak hak ve borçlara sahip olabilme yeteneğini ifade eder.Kendi fiili ile hak kazanamayacak veya borç altına giremeyecek durumda olanlar kural olarak kanuni temsilcileri aracılığıyla veya bir takım olaylar sonucu hak kazanabilirler,borç altına girebilirler.Hak ehliyeti bu anlamda hak ve yükümlerin insana aidiyetini sağlar.Fiil ehliyeti ise insanın yaptığı fiilin hukuki sonucunun kendisine isnad edilebilmesini ifade eder.Fiil ehliyeti ancak bir fiil olduğu zaman aranır.Her insan doğumundan itibaren hak ehliyetine sahiptir.;buna karşılık kişinin hukuki fiillerine hukuki sonuç bağlanması kanun koyucu tarafından belirli şartlara bağlı tutulmuştur.

Fiil ehliyetini düzenleyen kurallar emredici olduğundan aksi kararlaştırılamaz.

II)Fiil Ehliyetinin Çeşitli görünümleri:

1)Hukuka uygun fiillerde fiil ehliyeti:

Hukuka uygun fiillerin içinde en önemli kısmı hukuki işlemler teşkil eder.Fiil ehliyetinin hukuki işlem yapabilme tarzındaki görünümüne işlem ehliyeti denir.

Hukuki işlem ehliyeti borçlandırıcı işlem yapabilme ehliyetini kapsadığı gibi tasarruf işlemi yapabilme ehliyetini de kapsar.

Tasarruf ehliyeti bir kimsenin fiil ehliyetinin bir görünüş şeklidir;halbuki tasarruf yetkisi belirli bir hakka doğrudan doğruya etki yapabilme kudretidir.

Hukuka uygun fiiller sadece hukuki işlemler değildir.Hukuki işlem dışında hukuki işlem benzeri fiiller ve kendine hukuki sonuç bağlanmış fiili davranışlar da hukuka uygun davranışlardır.Hukuki işlem benzeri fiillerde hukuki sonucun doğması irade beyanına bağlı olmakla birlikte iradenin o sonuca yönelmesi gerekli değildir.

2-Hukuka Aykırı Fiiller Açısından Fiil Ehliyeti:

Hukuka aykırı fiillerde ya genel davranış kurallarına aykırı fiillerdir ve de haksız fiil adını alırlar ya da bir borca aykırılık tarzında ortaya çıkarlar.Bir kimsenin bu tarz fiillerin sonucuna katlanması o kimsenin fiili ile verdiği zararı tazmin etme sorumluluğu olarak ifade edilir.Fiil ehliyetinin bu görünüm tarzına sorumluluk ehliyeti denir.

III)Tam fiil Ehliyeti için gerekli şartlar:

M.K.10’ a göre fiil ehliyeti için 2 şart gerekir.Fakat 14.madde göz önüne alınırsa tam fiil ehliyeti için mahcur olmamak gerektiği ve bunun fiil ehliyetinin olumsuz şartı olduğu anlaşılır.Böylece tam fiil ehliyeti için 3 şart gerekir.Bunlar:

a)Mümeyyiz olmak

b)Reşit olmak

c)Mahcur olmamak

A)Temyiz Kudreti:M.K.13’e göre yaş küçüklüğü sebebiyle yahut akıl hastalığı veya akıl zayıflığı veya sarhoşluk ve bunlara benzer sebeplerden birisiyle makul surette hareket etme iktidarından mahrum olmayan her şahıs M.K.’ca mümeyyizdir.

Temyiz kudretinin anlamı makul surette hareket edebilmektir.Makul surette davranma bir yandan davranışın saiklerini ve sonuçlarını doğru olarak kavramayı diğer yandan böyle doğru bir kavrayışa uygun davranmayı kapsar.

Temyiz kudretinin ölçüleri:Temyiz kudreti akli faaliyetle bir durumu doğru olarak değerlendirebilme iktidarını gerekli kılar.Bu ise hiç şüphesiz kişinin bilinçli olmasını ifade eder.Kişi dış dünyanın gerçeklerini kavrayarak belirli bir durumda yapabileceği çeşitli davranışların sonuçlarını görebilecek şekilde akli faaliyette bulunamıyorsa makul surette hareket ettiği söylenemez.

Kişi bir karara varırken türlü saiklerin etkisindedir.Makul surette hareketin varlığını kabul için yapılan davranışın saiklerinin bilincinde olmak gerekir.

Makul surette hareket iktidarının varlığı için bilinçli bir irade teşekkülü ve kendi iradesine uygun davranabilme yeteneği de aranacaktır.Bu irade teşekkülünden maksat kişinin dışa aksedecek bir karar varmasıdır.Temyiz kudreti varlığı için sadece bu iradenin teşekkülü yetmez teşekkül eden iradeye uygun davranma iktidarı da aranır.Bunun için kişinin yabancı etkilere normal olarak karşı koyabilme yeteneği de aranır.İrade teşekkülü açısından karar verecek durumda olan kişi özellikle önemli ve karışık işlerde çoğu zaman gerekli bütün bilgilere sahip olmayabilir.Bu halde bunun noksanlığı temyiz kudretinin yokluğu anlamına gelmez.Kişi karar verebilmesi için ek bilgiler gerektiğini idrak edebiliyor bunu böylece değerlendirebiliyorsa temyiz kudretinin varlığı kabul edilir.

Makul surette davranmayı engelleyen sebepler ise:

a)Yaş küçüklüğü:İnsanlarda küçük yaşlarda makul surette davranabilme iktidarının bulunmaması şuur ve idrakin yavaş yavaş gelişmesi biyolojik bir unsurdur.Uygulamada olaydan olaya belirli bir davranışa ilişkin olarak kişinin temyiz kudreti saptanmalıdır.Temyiz kudreti nispi bir kavram olup her davranışın niteliği ve önemi ile çocuğun gelişme derecesine göre takdir etmek gerekir.

b)Akıl Hastalığı:Akıl hastalığı makul surette hareket edebilme yeteneğini kaldırıyorsa temyiz kudretinin bulunmadığı kabul edilir.Akıl hastalıklarında her olayda temyiz kudretinin olup olmadığı saptanmalıdır.Sadece evlenmede temyiz kudretine bakılmadan geçersiz sayılır.

c)Akıl zayıflığı:Akıl zayıflığı akli melekelerin yeterince gelişmemiş veya sonrada zayıflamış olmasını ifade eder.Akıl zayıflığı da ancak makul surette davranabilme yeteneğini kaldırıyorsa temyiz kudretinin yokluğu kabul edilir.Bu da her olayda incelenmesi gerekir.

d)Sarhoşluk:Sarhoşluk alkollü içkinin zihin ve irade melekelerini etkilemesi geçici olarak kişinin bilincinde karışıklık meydana getirmesidir.Bu durum kişinin makul surette davranabilme yetisini kaldırıyorsa temyiz kudreti kişide yoktur.

Temyiz kudretinin nisbîliği:Genel olarak kabul edildiğine göre temyiz kudreti genel olarak nispi bir kavramdır.Bundan maksat temyiz kudretinin belirli bir kişi açısından genel olarak değil fakat belirli bir davranışa ilişkin olarak saptanabileceğidir.Bir kişi kolayca kavranabilecek bir davranışı hakkında temyiz kudretine sahip olarak telakki edilebilirken aynı kişi daha zor ve karışık bir ticaret işinde temyiz kudretine haiz olarak görülmeyebilir.Böylece ihtilaf konusu olan her davranış hakkında temyiz kudretinin varlığı veya yokluğu saptanmalıdır.Hakim bu konuda takdir hakkına sahiptir.Burada gözden uzak tutulmaması gereken bir husus temyiz kudretinin bulunup bulunmamasına karar vermenin o kişinin yaptığı somut davranışın makul olup olmaması ile ilgili olmayıp o kişinin o davranış için makul hareket etme yeteneğine sahip olup olmadığıdır.

Kural olarak davranışta bulunulduğu an için temyiz kudretinin varlığı aranır.

İspat Yükü:Hukuki fiili icra edenin karine olarak temyiz kudretine sahip olduğu kabul edilir.Böyle olunca temyiz kudretinden yoksunluk ispat edilmesi gereken bir istisna teşkil eder.Böylece kural olarak temyiz kudretinin varlığı karine olarak kabul edildiği için bunun ispatına gerek yoktur;temyiz kudretinin yokluğunu iddia edenin ispat etmesi gerekir. Denebilir ki temyiz kudretini engelleyen bir sebebin varlığını yani yaş küçüklüğü akıl hastalığı akıl zayıflığı ve sarhoşluk gibi sebeplerin varlığını bunu iddia edenin ispatlaması gerekir.İstisnaen olayda temyiz kudretinin bulunduğunu ispat bu istisnai durumu iddia edene düşer.Bu hale akıl hastalığı ve yaş küçüklüğünde rastlanır.

B)Reşit olmak:Reşit kanunun öngördüğü rüşt yaşına erişmiş ya da kanunun öngördüğü başka bir yolla reşit durumuna getirilmiş kimselerdir.Reşit olmanın normal yolu rüşt yaşına erişmektir.Bunun yanında kanun evlenme veya mahkeme kararı ile reşit olma imkanı da vermiştir.

1-Normal Rüşt:M.K.11’e göre rüşt 18 yaşın ikmali ile başlar.Gerekli yaşı doldurmadan önce küçük olarak vasıflandırılan kişi rüşt aşına erişmekle kendiliğinden herhangi başka bir işleme gerek kalmadan reşit olur.

2-Evlenme sonucu reşit olma:M.K11 2.fıkraya göre evlenme kişiyi reşit kılar.Evlenme yaşı rüşt yaşının altındadır.(erkek 17,kadın 15)kanuni temsilcinin rızası alınarak evlenilebilir.Rüşt evlendirme memuru önünde evlenme merasimi tamamlanmakla kazanılır.Evlenmenin geçerli olmaması rüştün kazanılmasına engel olmaz.

3-Kazai Rüşt:M.K.12’ye göre bazı şartlarla 18 yaş dolmadan bir küçüğün mahkeme kararı ile reşit kılınması kabul edilmiştir.

a)Aranan Şartlar:

aa)15 yaşını tamamlamış olması:Bir küçüğün reşit kılınması için 15 yaşını tamamlamış olması gerekir.

bb)Küçüğün rızasının alınmış olması gerekir:Reşit olmayı isteyen küçük artık kanunun fiil ehliyetsizliğini koruyan hükümlerinden yararlanamayacaktır.Ayrıca ana babasının bakım gözetim gibi görevlerinden de yararlanması son bulacaktır.

cc)Küçük velayet altında ise ana babasının muvaffakiyetinin alınmış olması: Küçük bu muvaffakiyet olmadan rüştü kazanamaz.

dd)Küçük vesayet altında ise vasinin dinlenmiş olması:Küçük vesayet altında ise vasi dinlenir.Vasinin muvaffakiyeti aranmaz;sadece görüş sorulur.Vasi dinlenmeden rüşt kararı verilmiş olsa daki görüşünün alınmamış olması mahkeme kararını değiştirmez.

ee)Rüşt kararının küçüğün menfaatine uygun olması:Hükümde hakimin takdir yetkisini hangi çerçevede kullanacağı belirli olmasa bile doktrinde hakimin takdir yetkisini kullanırken çocuğun küçüklükten kurtarılırken onun yarının gözetilmesi esas kılınmıştır.

b)Karar ve etkisi:Kazai rüşte karar verme bir nizasız kaza işlemidir.Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.Kararla birlikte küçük rüştün tüm hukuki sonuçlarından yararlanır.Velayet ve vesayet son bulur.

C)Kısıtlı Olmamak:

Reşit bir kimsenin kısıtlanması onun hacrine karar verilmesi ile olur.M.K.mad355-358 hacir sebeplerini düzenlemiştir.

1-Hacir sebepleri:Hacir kararı kişisel özgürlükler için ağır sonuçlar doğurabilecek bir karar olduğundan ancak kanunda sınırlı sayılan sebeplerin varlığı sonucu olabilir.Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı;israf ayyaşlık suihal suiidare hapis mecburi hacir sebebi iken;ihtiyarlık maluliyet veya tecrübesizlik ilgilinin arzusuna bağlı hacir sebepleridir.

a)Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı:

Akıl hastası veya aklı zayıf olan şahsın işlerini görmekten aciz olması veya daimi yardıma ve bakıma ihtiyacı bulunması veya başkasının emniyetini tehdit etmesi gerekir.Akıl hastalığı veya akıl zayıflığının hacir kararı alınmasına sebebiyet vermesi için süreklilik arz etmesi gerekir.

b)İsraf,ayyaşlık,suihal,suiidare:İsraf gelir tarzına uygun düşmeyecek tarzda düşüncesizce tüketimde bulunma eğilimini;ayyaşlık içki düşkünlüğünün iptila haline gelmesini;suihal ahlaka aykırı bir yaşayız tarzını;suiidare bir kimsenin bilgisizliği veya aczi yüzünden iktisadi varlığını tehlikeye düşürecek şekilde davranmasını ifade eder.Bu hallerin de hacir sebebi olması ,o kimsenin kendisini veya ailesini zarurette bırakması yahut daimi yardım ve bakımı gerektirmesi veya başkasının emniyetini tehdit etmeye bağlıdır.

c)Bir sene veya daha fazla hapis cezasına çarptırılmak:Bu halde hükmü icraya memur daire mahkumun cezasını görmeye başladığı sulh mahkemesine haber vermekle yükümlüdür.Sulh mahkemesi de bunun üstüne hacir kararı verecektir.

d)İlgilinin talebi:İhtiyarlığı maluliyeti veya tecrübesizliği sebebiyle işlerini gereği gibi görmekten aciz olan bir kimse kendi talebi üzerine hacredilir.Burada ilgilinin talebi yapmak için temyiz kudretine sahip olması gereklidir.İsteğe bağlı hacir kararı verirken şartların olup olmadığı diğer sebeplerle verilen hacir kararına göre daha az sıkı değerlendirilir.Kişinin işlerini yürütemediğine ilişkin bir kanı doğuracak ispatı yeterli olacaktır.

2-Hacrin Etkisi:Hacir kararı ilgili kişi için yeni bir hukuki statü yaratan bir işlemdir.Geniş olarak hacir rüştün ortadan kalkması ve fiil ehliyetinin yetkili makam tarafından geri alınması olarak tanımlanabilir.Diğer bir yönüyle de ilgilinin 3.bir şahsın koruması altına alınması sonucu doğurur.

3-Müşavir tayini:Hacirden farklı olarak müşavir tayini bir kimsenin ehliyetini genel olarak kısıtlamaz ancak bazı işlerde müşavirin reyini alma mecburiyetini yükler;yani ehliyete bu konularda tahdit koymuş olur.İki çeşit müşavirlik var oy müşavirliği ve idare müşavirliği (kitap sayfa 56)

IV)Tam ehliyet şartlarındaki eksikliklerin etkisi:

1-Temyiz kudretinin bulunmaması:Bir kimsenin temyiz kudretinin bulunmaması o kişiyi tam ehliyetsiz kılar.İleri derecede olmayan akıl hastası kişilerin bu konuda veya devrede temyiz kudretine sahip,diğer bir konuda veya devrede ise gayrı mümeyyiz sayılmaları mümkündür.

2-Reşit olmayanlar:Reşit olmayanlara küçük denilir.Bunların kanuni temsilcileri vardır.Kanuni temsilciler esas olarak velayeti haiz ana babadır.Kanuni temsilci küçüğü temsil etme yetkisine sahiptir.Fakat kanuni temsilci “küçüğün mallarını bağışlayamayacağı veya vakfedemeyeceği gibi onun hesabına kefalet de yapamaz.Keza kanuni temsilci mümeyyiz küçüğün şahsen kullanılacak haklarını da kullanamaz..Bunların sınırlı ehliyetsiz oldukları ifade edilir.

3-Mahcurlar:Bunlar reşit olmalarına rağmen hacredildikleri için küçük statüsüne yakın bir konumdadırlar.Ya velayet ya vesayet altına konmuşturlar.Veli veya vasi mahcurun kanuni temsilcileridir.Mahcur temyiz kudretine sahip olmadığı takdirde tam ehliyetsizdir.Mümeyyiz mahcurlar ise mümeyyiz küçükler gibi sınırlı ehliyetlidirler.

4-Kendisine müşavir tayin edilenler:Kendilerine müşavir tayin edilenlerin durumu mümeyyiz mahcurların durumuna benzemekle beraber iki açıdan farklıdırlar.Birincisi mümeyyiz mahcurların fiil ehliyetini kaybetmelerine rağmen kendisine müşavir tayin edilenler bu fiil ehliyetlerini korumaktadır.Oy müşavirliğinde kendisine müşavir tayin edilen kişi işlemleri bizzat yapmalı fakat ayrıca müşavirin oyunu almalıdır.İdare müşavirliğinde ise müşavir malvarlığını idare hususunda kanuni bir temsil yetkisini haizdir.Kendisine müşavir tayin edilen bir kişi mallarının gelirinde istediği gibi tasarruf edebilir.

Ayrılan ikinci nokta ise kısıtlanma ile birlikte şahsi yardım ile ilgili bazı önlemlerde alınırken müşavir tayininde bu tip önlemlerin daha dar olmasıdır.Sonuç olarak kendisine müşavir tayin edilen kimseler aslında fiil ehliyetine sahiptirler,fakat kanunda belirlenmiş olan bazı hallerde fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır.Bu yüzden bunlara sınırlı ehliyetli denmektedir.

V)Ehliyet açısından kişilerin sınırlandırılması:

a)Tam ehliyetliler:Mümeyyiz ve reşit olup da mahcur olmayan kişilerdir.Bunların fiil ehliyetleri tamdır.Kendi fiilleri ile hak kazanabilir ve borç altına girebilirler.Tam ehliyetliler verdikleri her zarardan mesuldür.

b)Tam ehliyetsizler:

1-Genel olarak:Gayrimümeyyizler tam ehliyetsizler grubuna girer.Böylece prensip olarak temyiz kudreti bulunmayan kişilerin fiilleri ve özellikle yaptıkları hukuki işlemleri geçersiz olduğu gibi temyiz kudretine sahip bulunmayanlar haksız fiillerinden ve borca aykırı davranıştan sorumlu tutulmazlar.

2-İşlem ehliyeti açısından tam ehliyetsizlerin durumu:

a)Tam ehliyetsizlerin işlemlerinin hükümsüzlüğü kuralı:Bir kimsenin temyiz kudreti olmadan yaptığı hukuki işlemler batıldır.Bir miras hakkının kazanılması sadece ölüme bağlı olduğundan temyiz kudretinin varlığı gerekmez.Temyiz kudreti olmayan bir kişi yararına iş yapılması halinde vekaletsiz iş görmeden dolayı doğan bütün sonuçlar geçerliliğini korur.Tam ehliyetsizler sebepsiz zenginleşmeden dolayı da sorumlu olurlar.

Hukuki işlem hazır kimseler arasında yapılıyorsa temyiz kudreti bu anda bulunmalıdır.Yöneltilmesi gereken bir irade beyanı bulunup da beyan hazır olmayan bir kişiye yöneltiliyorsa temyiz kudreti beyanın yapıldığı anda bulunmalıdır.Beyan gönderildikten sonra temyiz kudretinin kaybolması beyanın hukuki sonuç doğurmasına engel teşkil etmez;beyan yapılırken temyiz kudretinden yoksun kişinin sonradan temyiz kudretinin kazanması geçersiz beyanı geçerli kılmaz.

Tam ehliyetsizin yaptığı hukuki işlem kendiliğinden kesin olarak hükümsüzdür.Herkes tarafından ileri sürülebilir.Dava açmaya gerek olmadığı gibi beyana da ihtiyaç yoktur.Hakim işlemin hükümsüz olduğunu re’sen nazara almak zorundadır.Bir sürenin geçmesi ya da geçici olarak kaybedilen temyiz kudretinin geri kazanılması yahut kanuni temsilcinin onayı ,ile işlem geçerli olmaz,istenirse işlem geçerli olarak yeniden yapılır.

Hükümsüz işleme dayanılarak bir edim gerçekleşmişse edimin geri verilmesi duruma göre istihkak talebi ya da sebepsiz zenginleşme talebi ile sağlanabilir.Tam ehliyetsizin devretmek istediği hakkı karşı taraf kazanamaz.

Temyiz kudreti bulunmayanla muameleye girişen karşı tarafın da iyiniyetli olması işlemi hükümsüzlükten kurtarmaz.İyiniyetli mümeyyiz gayrı mümeyyizden bir hak kazandığını zannediyorsa ancak kazandırıcı zamanaşımından yararlanabilir.

b)Kesin Hükümsüzlük kuralının istisnaları:

aa-İradeden bağımsız doğan hukuki sonuçlar:Hukuk düzeninin kişinin sadece fiilinin dışa akseden sonucuna hukuki sonuç bağladığı hallerde tam ehliyetsizin böyle bir fiili davranışı hukuki sonuç doğurur.(Örnek: temyiz kudretinden yoksun kişinin bir yerde oturması orayı onun ikametgahı kılar.)

bb-Gayrimümeyyizin yaptığı evlilik:Temyiz kudretinden yoksun kişinin yaptığı evlilik batıl ise butlan kararı verilinceye kadar geçerli bir evlenmenin hükümleri doğar.Butlanı hakim re’sen nazara alamaz.Evlenirken mümeyyiz olmayan kişi sonradan kazanırsa her ilgili veya savcı butlan davası açamaz.

cc-Gayrimümeyyizin ölüme bağlı tasarrufları:Temyiz kudreti bulunmadan yapılan bir ölüme bağlı tasarruf da kendiliğinden hükümsüz olmaz.İptal davası açılması ve mahkemeden iptal kararı alınması gerekir.

dd-Hükümsüzlüğün ileri sunulmasının hakkın kötüye kullanılmasını teşkil etmesi: gayrimümeyyiz kişinin yaptığı hukuki işlemin butlanının ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ediyorsa söz konusu işlem geçerli gibi hüküm doğurur.(Piyango bileti satın alımı)

c)Tam ehliyetsizin temsil edilmesi:

aa-Genel olarak:Tam ehliyetsiz adına hukuki işlemleri kanuni temsilcisi yapar.Başa b,ir deyişle mümeyyiz olmayan kişi onun adına davranan kanuni temsilcisi aracılığı ile hak kazanır ya da borç altına girer.Temsilci gayrimümeyyizin malını bağışlayamaz vakfedemez ve onun adına kefil olamaz.

bb-Şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar:Kural olarak şahsa sıkı sıkıya bağlı hakların bizzat şahıs tarafından kullanılması gerektiği ve bu nedenle de kanuni temsilci tarafından kullanılmasının mümkün olmayacağı ifade edilir.Ancak bu tip haklar ikiye ayrılır mutlak haklar kanuni temsilci tarafından kullanılamaz fakat nisbi anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar mümeyyiz olmayanının menfaatleri açısından kullanılabilir.Mutlak anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklara örnek evlenme,nişanlanma,evlat edinme gibi;nisbi anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar ise kişilik haklarının korunması adın korunmasını isteme gibi haklar gösterilebilir.

3-Sorumluluk ehliyeti açısından tam ehliyetsizlerin hukuki durumu:

a)Genel olarak:Temyiz kudreti bulunmayanlar genel olarak haksız fiillerden sorumlu değillerdir.Zira kural olarak haksız fiil sorumluluğu kusura dayanır.Halbuki temyiz kudreti olmayan kişinin kusuru söz konusu olmaz.Temyiz kudreti bulunmayanın davranışı B.K.44’e göre müterafik kusur olarak da nazara alınmaz.Buna karşılık kusura dayanmayan haksız fiil sorumluluğu tam ehliyetsizler için de vardır.Bu sorumluluk hallerinde objektif olarak hukuka aykırı bir fiille zarar verilmesi yeterli görülmekte fiili yapanın kusuru bir sorumluluk şartı olarak aranmamaktadır.

b)Hakkaniyet Sorumluluğu:B.K. kusura dayanan sorumluluk hallerinde dahi hakkaniyet gerektiriyorsa hakime temyiz kudretine sahip olmayan kimseyi hukuka aykırı fiili verdiği zararın tamamen ya da kısmen tazminine mahkum edebilme imkanı verir.Örnek olarak zengin bir akıl hastasının kendisine bakan kimseyi öldürmesi halinde hakim hakkaniyet gereği akıl hastasını tazminat ödemeye mahkum edebilir.Tam ehliyetsizler manevi zarara sebebiyet verdikleri hallerde hakkaniyet sorumluluğu gereğince bu zararı tazmin yükümü altındadır.

c)Geçici olarak temyiz kudretini kaybedenlerin durumu:

B.K.54.maddenin 2.fıkrası ise kendi kusuru ile geçici olarak temyiz kudretinden mahrum kalanların bu halde iken işledikleri haksız fiillerden sorumlu olacağı belirtilmiştir.

“Bir kimse temyiz kudretini geçici olarak kaybetmiş ve bu halde iken bir zarar ika etmiş ise bu hale kendi kusuru olmadan konulduğunu ispat etmedikçe zararı tazminle mükelleftir.”

d)Borca aykırı davranışlar:

Borca aykırı davranışlara gelince temyiz kudreti bulunmayanlar da kendilerinin temyiz kudreti varken yüklendikleri borçlar veya kanuni temsilcilerinin yaptığı işlemlerden doğan borçlardan ve kanundan doğan borçlardan kendi malvarlıkları ile sorumludur,yani bu borcun cebri icrasına katlanmak zorundadırlar.Fakat tam ehliyetsiz borsun ifasının imkansızlaşmasından veya borca aykırı başka bir davranıştan doğan zararı tazminle mükellef değildir.Kusursuzluğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.

c)Sınırlı ehliyetsizler:

Sınırlı ehliyetsizler temyiz kudretine sahip olan küçükler ya da temyiz kudretine sahip mahcurlardır.Bunlar ehliyetsizdirler fakat bazı durumlarda ehliyetsizlikleri sınırlandırılmıştır.Sınırlı ehliyetsizlerin durumu M.K.mad. 16’da “mümeyyiz bulunan küçükler ile mahcurlar kanuni mümessillerinin rızası olmadan bizzat kendi tasarrufları ile iltizam edemezler.İvazsız iktisapta ve şahsa merbut hakları kullanmakta bu rızaya muhtaç değillerdir.Haksız fiillerinden mütevellit zarardan mes’uldurlar.

Sınırlı ehliyetsizler için kanun tarafından temsilciler öngörülmüştür.Küçükler için velayet müessesesi kısıtlılar için de vesayet müessesesi kanunda düzenlenmiştir.İstisnaen kısıtlanmış bir kişi de velayet altına alınabildiği gibi velayet altında bulunmayan küçük de vesayet altına konulabilir.

1-Hukuki İşlem ehliyeti açısından sınırlı ehliyetsizlerin durumu:

a)Kanuni temsilcinin rızasına bağlı işlemler:

M.K.mad.16 sınırlı ehliyetsizlerin kanuni temsilcilerinin rızası olmadan kendi tasarrufları ile borç altına giremeyeceklerini ifade eder.Hüküm sınırlı ehliyetsizi korumak amacını gütmekte sınırlı ehliyetsizin kendi fiili ile borç altına girmesinin geçerliliğini kanuni temsilcinin iradesine bırakmaktadır.Hükmün kapsamına borçlandırıcı işlemlerle birlikte tasarruf işlemleri de girer.Bu açıdan bakılınca vesayet altındaki sınırlı ehliyetsizler M.K.392’deki düzenlenen yasaklar saklı kalmak kaydıyla kanuni temsilcinin rızasını alarak tam ehliyetlilerin yapabilecekleri tüm işlemleri yapabilirler.M.K.16/2’de belirtilen istisnalarda ise bu rızayı almadan da işlem yapabilirler.

M.K.Velayet altındaki mümeyyiz küçük ve vesayet altındaki mümeyyiz mahcurların yaptıkları işlemlerde kanuni temsilcinin rızasının alınması şartını aynı esaslara tabi kılmıştır.

Sınırlı ehliyetsizlerin davaya taraf olabilmesi için de kanuni temsilcilerinin rızası şarttır.Sınırlı ehliyetsiz kanuni temsilciden izin almaksızın dava açarsa M.K gereği kanuni temsilciye iradesini açıklaması için süre tanır.Bu süre içinde icazet verilmezse dava reddedilir.

Velayet hakkına sahip ana ve baba rızayı birlikte vermelidir.Ancak ihtilaf halinde babanın oyu üstündür.Velayet hakkına ana ve babadan biri sahipse onun rızası yeterlidir.

Kanuni temsilcinin rızası işlem yapılmadan verilirse izin yapıldıktan sonra verilirse icazet o sırada verilirse işleme katılma adını alır.Bunlar hukuki işlemi geçerli kılan tamamlayıcı unsurlardır.Rıza bir defa verilince geri alınması mümkün değildir.Ancak işlem tamamlanıncaya kadarki süre içinde geri almak mümkündür.

İşlemi yaptıktan sonra kanuni temsilci iradesini henüz açıklamadan sınırlı ehliyetsiz tam fiil ehliyetini kazanırsa işleme kendisi icazet verebilir.Bu icazet olmaksızın işlem kendiliğinden geçerli hale gelmez.

Kanuni temsilci rızasını şahsen vermelidir.Kanunen kendisine verilmiş bu yetkiyi takdir imkanı tanıyarak bir temsili vasıtasıyla kullanamaz.Kanuni temsilcinin rızası açık olarak verilebileceği gibi örtülü olarak da verilebilir.Rızanın verilmesi herhangi, bir şekle bağlı değildir.Yapılan işlemin geçerliliği bir şekle bağlı olsa da rıza şekle bağlı olmadan da verilebilir.

Kanuni temsilcinin rıza açıklamasından hangi işlem ya da hangi işlemlere izin veya icazet verdiği anlaşılmalıdır.Sınırlı ehliyetsizin yaptığı veya yapacağı bütün işlemlere rıza verildiğine ilişkin bir beyan geçerli değildir.Bir işlem için verilen rıza sadece işlemin yapılması için verilmiş olmaz;doğan hukuki ilişkinin tasfiyesi için gerekli bütün işlemler için verilmiş telakki edilir.İzin alınmadan yapılan işlemin hüküm ifade edebilmesi kanuni temsilcinin icazet vermesine bağlıdır.İcazet verilip verilmeyeceği bilinmeyen devrede işlem askıda hükümsüzdür ve hakim bu askıda hükümsüzlüğü re’sen nazara almak zorundadır.Daha önce veya tanına süre içinde kanuni temsilci icazet verirse hukuki işlem baştan itibaren hüküm ifade eder.

Kanuni temsilci icazet vermeyeceğini baştan ifade eder veya tanınan sürede icazet vermezse işlem kesin olarak hükümsüzdür.Taraflar almış oldukları şeyleri geri vermek ile mükelleftirler.Geri verme duruma göre istihkak talebi veya sebepsiz zenginleşme talebi ile olur.Sınırlı ehliyetsiz kendini tam ehliyetli gibi göstermişse karşı tarafın olumsuz zararlarını (sözleşmeye güvenden doğan zararlarını) tazmine mecburdur.

Hacir kararını ilanından önce mümeyyiz mahcurla işlem yapan iyiniyetli tarafa karşı hacir öne sürülemez;bu halde işlem geçerlidir.Mümeyyiz küçük ve mümeyyiz mahcurda asıl olan ehliyetsizliktir.Bu yüzden ehliyet noksanının rıza ile giderildiğinin ispat yükü bunu iddia eden kişidedir.

b)Sınırlı ehliyetsizlerin kanuni temsilcilerinin rızasın alamadan yapabileceği işlemler

M.K.mad.16/2’de belirtildiği üzere mümeyyiz küçük ve mahcurlar şahsen kullanılacak hakları kanuni temsilcilerinin rızasını almadan kullanabilirler ve karşılıksız kazanmada bulunabilirler.Bundan başka M.K’ da bulunan diğer hükümlerle de sınırlı ehliyetsizlerin ehliyeti bazı durumlarda genişletilmiştir.

aa-Şahsen kullanılacak haklar:Bu hakların kullanılmasında karar verme yetkisi kişidedir.İster idari ister kanuni temsilciye bu yetkinin kullanılması bırakılamaz.Sınırlı ehliyetsiz şahsa sıkı sıkıya bağlı haklara ilişkin olarak dava yetkisine de sahiptir.

Sonuç olarak sınırlı ehliyetsizin malvarlığını azaltmayan veya önemsiz derecede etkileyen hakların kullanılması kendisine aitken (manevi tazminat isteme) malvarlığında azaltma yapabilecek hakların kullanılmasında kanuni temsilcinin de işleme katılması gerekir. (manevi tazminat davasında davalı olma hali).Gene bu bağlamda mali sonuçları olması itibariyle boşanma davası sonucu açılan nafaka davasında veya mali sonuçlu babalık davasında kanuni temsilcinin katılımı gerekir.

bb-Karşılıksız kazanmalar:Sınırlı ehliyetsizler tıpkı tam ehliyetliler gibi karşılıksız kazanmada bulunabilirler. Sınırlı ehliyetsiz açısından iktisadi bakımdan büyük yararlar sağlayacak bir işlem kendisi için bir yüküm doğuracaksa işlemin tamamlanması için kanuni temsilcinin rızası alınması şarttır.Buna karşılık sınırlı ehliyetsiz kendisi için yüküm doğurmayan haklarını korumaya yönelik her türlü irade beyanında bulunabilir (ariyetin iadesi) kendisini borç altına sokmayan veya bir hakkın kaybına yol açmayan irade beyanlarını kabul edebilir veya kendisini borç altına sokmayacak veya hakkın kaybına yol açmayacak sözleşmeler yapabilir.Ancak bu halde B.K.236/2 hükmü göz önünden uzak tutulmamalıdır.Buna göre kanuni temsilcinin sınırlı ehliyetsizi kendisine yapılan bağışlamadan men etmek veya verilmiş şeyin geri verilmesini emretmek yetkisi vardır.Bu yetki kullanılırsa bağışlama hükümsüzleşir.Sınırlı ehliyetsiz bir miras sözleşmesinde ölüme bağlı tasarruftan yararlanan taraf olabilir.Karşılıksız kazanmaları sınırlı ehliyetsiz kendisi yapabilmekle birlikte kanuni temsilcisi de bunları onun adına yapabilir.

cc-Sınırlı ehliyetsizin temsilci olabilmesi:

Medeni kanunda açık bir hüküm olmamasına rağmen doktrinde mümeyyiz küçükler ve mümeyyiz mahcurların kendilerine verilen temsil yetkisini kullanabilecekleri ve rızai temsilci sıfatıyla temsil olunan adına işlem yapabilecekleri kabul edilmektedir.

dd-Ehliyetin genişlediği durumlar:

1-Kendisine sulh mahkemesi tarafından bir meslek veya sanatla uğraşmasına açıkça ya da zımnen izin verilen vesayet altındaki kimse bu sanat ve mesleğin gerektirdiği her türlü fiili yapabilir ve borçlandırıcı fiilinden kendi malvarlığı ile sorumlu olur.

2-Velisinin rızası ile aile haricinde yaşayan çocuk onlara karşı olan borçlarını ihlal etmemek üzere kazancını dilediği gibi sarfedebilir.Vesayet altındaki kimse kendi tasarrufuna bırakılan malları bizzat idare etmek hakkını haizdir.

d)Sınırlı ehliyetsizlerin temsil edilmesi:

Kanuni temsilcinin sınırlı ehliyetsizi temsil ederek yaptığı işlemlerle sınırlı ehliyetsiz hak elde eder ve borç altına girer.Ancak temyiz kudretine sahip 16 yaşında bulunan ve vesayet altındaki kimsenin mallarını idareye müteallik mühim tasarruflarda mümkün oldukça onun reyi alınır.Vesayet altında bulunan kişinin bu reyi vasiyi mesuliyetten kurtarmaz.

2-Hukuka aykırı fiillerinden sınırlı ehliyetsizlerin sorumluluğu:

Mümeyyiz küçük ve mahcurlar haksız fiillerinden mütevellit zarardan mes’uldurlar.Kusurun bir kişiye isnat edebilmesi bakımından temyiz kudretinin varlığı yeterli olduğu için sınırlı ehliyetsizler haksız fiillerinden ve borca aykırı davranışlarından dolayı doğan zararlardan sorumlu olurlar.Kanunda kusura sonuç bağlanan bütün durumlarda bu sonuç uygulama alanı bulacaktır.Yine sınırlı ehliyetsizlerin kusursuz sorumluluk hallerinde de doğan zararlardan sorumlu olacakları kuşkusuzdur.

d)Sınırlı ehliyetliler:

Bunlar kendilerine kanuni müşavir tayin edilmiş kimselerdir.M.K. bir kimsenin kısıtlanmasına yeterli sebep bulunmamakla birlikte yine de çıkarları için onun fiil ehliyetine bir sınırlama getirilmesi gerekiyorsa ona bir müşavir tayin edilmesini öngörmektedir.

Kanuni müşavir kanuni temsilci olmadığı için bu işlemleri tek başına yapamaz.İşlem gene kendisine müşavir tayin edilen kişi tarafından yapılır.Kanuni müşavir sadece bu işleme muvaffakiyet bildirmek hakkına sahiptir.Bu reyin alınmamış olması durumunda M.K. mad.379 da sayılan işlemin hukuki durumu kanuni temsilcinin iznini almadan bir sınırlı ehliyetsizin yaptığı borçlandırıcı işlemin durumu gibidir.

Kendisine idare müşaviri tayin edilenler ise malları üzerinde idare hakkından yoksun kalırlar.Yani malların yönetimi ile ilgili işlemler açısından kendisine müşavir tayin edilen kişi kısıtlanmış gibidir.

$4)Kişisel Hal:

1-Genel Bakış:

Toplum içinde bir kişiyi diğerinden ayırmaya o kişinin ferdi ailevi ve siyasi durumunu tayine yarayan birçok özellikleri vardır.Adı yaşı cinsiyeti evlilik durumu gibi.İşte bu özelliklerin tümü kişinin halini(statüsünü) belirtir.Kişinin hali ve bunları meydana getiren unsurlar o kimsenin özellikleri olduğuna göre başkasına devredilemezler

a)Ferdi hali meydana getiren unsurlar:Kişinin adı cinsiyeti yaşı bu grupta yer alır.

b)Ailevi hali meydana getiren unsurlar:Kişinin evli veya bekar dul veya boşanmış olması hısımlık ilişkileri de bu grupta yer alır.

c)Siyasi hali meydana getiren unsurlar:Kişinin vatandaşlık ve hemşehrilik durumu mahkum olup olmaması da bu grupta yer alır.

Kişinin ferdi ve ailevi hali dar anlamda kişinin hali veya kişinin medeni hali olarak da ifade edilir.Bir kişinin hali onu toplum içindeki durumunu belirlemeye yaradığı cihetle onun şahsı kadar toplumu da ilgilendirir.Bu yüzden kişisel hali düzenleyen kurallar kamu düzeninin ilgilendirdiği için emredici hukuk kuralı niteliği taşırlar.

II-Kişinin Adı:

1-Genel bilgiler:Bir kişinin hüviyetinin tespitinde ilk bakılacak unsur onun adıdır.Ad üzerindeki hak kişilik haklarının bütün özelliklerini taşır mutlaktır devredilemez;uzun süre kullanılmasa dahi devam eder.Ad üzerindeki hakkı sahibi istediği gibi kullanabilir.Bunun sınırı üçüncü kişilerin haklı menfaatidir.Ad sahibi olma hakkı sadece gerçek kişilere tanınmış olmayıp aynı zamanda tüzel kişilerin de sahip olduğu haktır.Tüzel kişilerde ad üzerindeki hukuki korumadan yararlanır.

2-Adın çeşitleri:

a)Soyadı:Nesilden nesile intikal eden ve bir kişinin bir soya bir aileye bağlılığını ifade eden addır.

b)Öz ad:Aynı ailenin fertlerini birbirinden ayırmaya yarayan addır.Tek bir kelimeden ibaret olabileceği gibi birden çok kelimeden de teşekkül edebilir.

c)Müstear ad(takma ad; mahlas)Bir kimsenin belirli bir iş yaptığı bir faaliyette bulunduğu sırada gerçek adının yerine kullandığı takma addır.

d)Lakap:Üçüncü kişiler tarafından keyfi olarak bir kişinin adının yanına eklenen veya adı yerine kullanılan ve böylece o kişiyi nitelendiren bir addır.

e)Ticaret Unvanı:T.K.mad.41/2 uyarınca her tacir ticaret işletmesine ilişkin işlemleri ticaret unvanı ile yapmaya ve işletmesi ile ilgili senet ve diğer evrakı bu unvan altında imzalamaya mecburdur.Ticaret kanununun bu hükmü uyarınca kullanılan ticaret unvanı da bir addır.

3-Adın kazanılması:

a)Soyadının kazanılması:

Soyadı ya nesep bağı ile ya evlenme ile ya da evlat edinme yolu ile ya da idari kararla kazanılır.Soyadı kanunu çıktığı zaman seçerek de soyadı kazanma imkanı tanınmıştır.

aa)Nesep bağı yoluyla:Evlilik içinde doğan çocuk doğar doğmaz babasının soyadını kazanır.Bu hüküm emredicidir,şu veya bu şekilde çocuğa başka bir soyadı verilmesi mümkün değildir.Evlilik dışı çocuklardan babaları tarafından tanınanlar veya kişisel sonuçlarıyla babalığa hüküm alınarak babalarına gayrı sahih nesep bağıyla bağlananlar babalarının soyadını alırlar.Evlilik dışı çocuğun nesebi ana bananın evlenmesiyle düzelmişse çocuk babasının soyadını alır.Evlilik dışı çocuk babaya gayrı sahih nesep yoluyla bağlanmamış ise veya nesebi düzelmemişse ananın soyadını alır.Ana başka bir erkekle evliyse çocuk anasının kızlık soyadını alır.

bb)Evlenme Yoluyla:Evlilik bağı kurulur kurulmaz kadın kocanın soyadını alır.Bu hüküm de emredicidir.1998’de yapılan değişikliklerle evlenen kadının kendi soy ismini kullanmasına izin verilmiştir.Boşanma ile evlilik sona ererse kadın bekarlık soyadına geri döner.Şayet kadının menfaatine uygun düşerse kadının talebiyle hakim kocasının soyadını taşımasına izin verir.Ancak koca şartların değişmesi halinde bu iznin kaldırılmasını talep edebilir.Kadının boşanmadan sonra bekarlık soyadına döneceği emredici şekilde görülse bile bu düzenleme ihtiyaçlara cevap vermediğinden “evlenmeden önceki soyadına” olarak yorumlanması daha uygun olur.Evliliğin butlan kararı ile sona ermesinden sonra kadın önceki soyadına döner.

cc)Evlat edinme yoluyla:Bir kimse başka biri tarafından M.K.hükümlerine göre evlat edinilince evlatlık kendisini evlat edinenin soyadını alır.Evlat edinilenin reşit olması sonucu etkilemez.Evlat edinme ilişkisi sona ererse evlatlık eski soyadına döner.Evlat edinenin ölümü evlatlık ilişkisini sona erdirmediğinden evlatlık evlat edinenin soyadını taşımaya devam eder.

dd)İdari karar ile:Soyadı kanunu gereğince kendiliğinden bir soyadı seçmeyenlerle anası babası belli olmayanlara soyadı idari makamlarca bir kararla verilmiş söz konusu kişiler soyadlarını bu idari kararla kazanmışlardır.Nüfus kanunun 21.maddesine göre de anası babası belli olmayan çocukların soyadını nüfus memuru koyar.

ee)Soyadı seçme yoluyla:2 Ocak 1935 tarihinde yürürlüğe giren soyadı kanunu ile her Türk için soyadı taşıma yükümlülüğü getirilince iki yıl içinde soyadı seçme imkanı tanınmıştır.

b)Öz adın kazanılması:

aa)Evlilik içi çocuk için:Evlilik içi doğan çocuğun adını velayet hakkına sahip baba ve anası koyar.Ana ve babadan biri ölmüşse yahut temyiz kudreti yoksa yahut velayeti haiz değilse çocuğun adını diğeri tek başına koyar.Ana babanın her ikisi de ölmüşse veya velayet hakları nez edilmişse çocuğun adını vasi koyar.Ana baba çocuğun adını yasal çerçeve içinde dilediği gibi seçebilir.

bb)Evlilik dışı doğan çocuk için:Evlilik dışı çocuklar için öz adı kimin koyacağı hakkında bir hüküm yoktur.Çocuğun velayet anaya verilmişse ana babaya verilmişse babanın çocuğa öz adı koyacağı şayet bir vasi tayin edilmişse vasinin bu işlemi gerçekleştireceği kabul edilir.

cc)Ana babası bilinmeyen çocuklar için:Bu durumda öz adı nüfus memuru koyar.

c)Müstear adın kazanılması:Bu konu tartışmalıdır.Bizce müstear ad ilk kullanımla kazanılmış olmaktadır.

d)Lakabın kazanılması:Lakabın genel bir tarzda kullanılması ve bir kimsenin bu lakapla tanınmış olması ile lakap kazanılmış olur.

4-Adın Değiştirilmesi:Öz ad ve soyadı nüfus kütüğüne yazılmakla belirlenmiş olur.Adın değiştirilmesi doğru olarak kütükte kayıtlı adın değiştirilmesi bir ek yapılması bir harfin çıkarılması hallerinde söz konusu olur.

a)Adın değişmezliği kuralı:Bir kimse zorunlu olarak taşıdığı öz adını dilediği gibi dilediği zaman değiştiremez.Çarpışmakta olan toplumsal yararla kişisel yararı bağdaştırmak üzere kanunumuz adın değiştirilmesini ancak haklı bir sebep bulunması halinde müsaade etmiştir.

b)Ad değişikliğini haklı kılan sebepler:Haklı sebeplerin neler olacağı hakkında önceden bir şey söylemek imkanı yoktur.Herhalde dürüstlük kuralına göre kişinin o adı taşımamakta bir yararı varsa adının değiştirilmesine cevaz verilmelidir.Aileden birinin önemli işlemesi halinde diğer bireylerin ad değiştirme yönündeki istekleri haklı görülebilir.Veya din ya da uyruk değiştirilmesi halinde adın değiştirilmesi talebi de haklı görülebilir.

c)Usul:Dava ilgilinin “oturduğu yer”(ikametgah) asliye mahkemesinde açılır.Dava Cumhuriyet Savcısı ve nüfus baş memuru veya nüfus memuru huzuruyla görülür ve karara bağlanır.Mahkeme kararına karşı taraflar Yargıtay’a başvurabilir.(Temyiz yolu açık) Ad değiştirmek kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır.Hakkın şahsen kullanılması gerekir.Ve kullanmak için temyiz kudretinin varlığı yeterlidir.Mahkeme kararı ile kabul edilen değişiklik nüfus siciline kayıt ve ilan olunur.

d)Adın değiştirilmesine itiraz:Bir kişinin adının değişmesi yüzünden bir başka kişi zarara uğrarsa bu kişi değişikliği öğrendiğinden itibaren 1 yıl içinde değişiklik kararına itiraz edebilir.İtiraz ad değişikliğine karar veren mahkemeye yapılır.Soyadını değiştirenin yalnız eşiyle reşit olmayan çocuklarının da birlikte soyadlarının değişeceği kabul edilir.

5-Ad üzerinde hakkın korunması:

M.K.25.maddesi kişinin adının iki çeşit tecavüze karşı korunması imkanını düzenlemiştir.Adın ihtilafa meydan vermesi ve adın gaspı.Ad üzerindeki hak bir kişilik hakkı olduğundan ada tecavüz kişilik hakkına da tecavüz teşkil eder.

a)Adın ihtilafa meydan vermesi halinde koruma:Bu bir kimsenin bir adı taşıyamayacağı itirazı ile karşılaşmasıdır.Bu hallerde kanun adın sahibini korumak için kendisine o adı taşımaya ve kullanmaya hakkı olduğunun tespitini hakimden talep hakkını tanımıştır.

b)Adın gaspı halinde koruma:Adın gaspından maksat bir kimsenin hakkı olmadan başkasının adını kullanmasıdır.Fakat özellikle bir kişiyi belirlemeyen başkalarının da sahip olduğu bir adın bir ürüne verilmesi adın gaspı değildir.Gasp halinde adı haksız olarak kullanan kimsenin bu konuda kusuru bulunsun bulunmasın ,kanun,adın sahibine adının haksız yere kullanılmasına son verilmesini talep etme hakkı tanımıştır.Uymayan mütecavize karşı “tecavüzün men edilmesini dava hakkı edilebilir.Adın tecavüze uğrayacağı hakkında inandırıcı belirtiler varsa önleme davası da açılabilir.Şayet adı gasbeden kimse kusurlu ise adın sahibi ayrıca eğer uğradığı bir zarar varsa bu zararın tazminini isteyebilir.

c)Kişiliği koruyan davalardan yararlanma:Adın sahibini küçük düşürecek şekilde bir eşyaya ya da hayvana verilmesi kişiliğe tecavüz teşkil eder ve kişiliği koruyan davalardan yararlanılabilir.

III)Hısımlık:

1-Kavram:Hısımlık bir kişinin belirli bir kişi grubu içinde belirli hale gelmesini sağlayan önemli bir ilişkidir ve esas itibariyle bir kişinin bir soya bağlılığını ifade eder.Bu anlamdaki hısımlığa kan hısımlığı denir.Bundan başka bir kişinin eşinin kan hısımları ile de hısım olacağı kabul edilmiştir.Buna da sıhri hısımlık (kaim ya da kayın hısımlığı) da denir.Nihayet bir kimsenin bir başkası tarafından evlat edinilmesi ile de kan hısımlığına benzer bir ilişkinin sözleşme ile kurulduğu ifade edilir.Buna cali (yapmacık) veya sun’i hısımlık denir.

2-Kan hısımlığı:

a)Kan hısımlığı birbirinden üreyen veya ortak bir asıldan üreyenlerin aralarındaki bağı ifade eder.

aa)Usul füru hısımlığı:Birbirinden üreyenlerin hısımlığına denir.Büyük baba oğlu ve torunu arasındaki hısımlık.Bu hısımlık düz çizgi şeklinde gösterilir.Bunun için düz çizgi kan hısımlığı da denir.Usul yerine üstsoy füru yerine de altsoy da denir.

bb)Civar hısımlığı:Ortak asıldan üreyenlerin hısımlığına denir.Yeğenler arasındaki hısımlık böyledir.Buna da yan çizgi hısımlığı da denir.İki civar hısmının bir tek kökleri ortak ise bunlar yarım kan civar hısmıdır.İki kökleri ortak ise tam kan civar hısmı olurlar.

b)Hısımlık derecesi:M.K.mad.17’ye göre hısımlığın derecesi nesillerin adedine ile ölçülür.Pratik bir ifade ile iki kişi arasındaki hısımlık derecesi aralarındaki çizgi sayısına göre belirlenir.Civar hısımlığı 2.dereceden başlar.

c)Kan hısımlığına bağlanan hukuki sonuçlar:

1-Evlenme yasağı:Usul füru arasında evlenme kesinlikle yasaktır.3.dereceye kadar olan civar hısımlarının da evlenmesi yasaktır.

2-Dernekte oy kullanma yasağı:Dernek üyeleri dernekle usul füru arasındaki işlerde oy kullanamazlar.

3-Vasi olmada:Vasi olarak atanmada kan hısımlığı tercih sebebidir.

4-Mirasçılık:M.K.kanuni mirasçılık ve mahfuz hisseli mirasçılık sıfatını kan hısımlığına göre belirlemektedir.

5-Nafaka ödeme yükümlülüğü:Herkes yardım etmediği takdirde kötü duruma düşecek usul ve füruuna yardım etmekle mükelleftir.

6-Tanıklıktan kaçma:Hukuk ve ceza davalarında usul füru ile 3.dereceye kadar olan civar hısımları mahkemede tanıklık yapmaktan kaçınabilir.

7-Hakimin davaya bakma yasağı ve davaya bakmaktan kaçınabilmesi:Hakimin usul ve füru ve 3.dereceye kadar olan civar hısımlarının taraf olduğu davalara bakması yasaktır.Diğer taraftan hakim 4.dereceye kadar olan hısımlarının taraf olduğu davaya bakmaktan kaçınabilir.

8-Anonim ortaklıkta denetçi olamama:Anonim ortaklığında yönetici olanların usul füru olanların denetçi olamayacakları kabul edilmiştir.

3-Sıhri Hısımlık:

a)Anlamı:Bir kimsenin eşinin kan hısımları ile arasındaki hısımlıktır.Halk dilinde yerleşmiş ifade ile kayın hısımlığı olarak da ifade edilir.Bir kimsenin kayınpederi veya kaynanası o kimsenin usül füru sıhri hısmıdır.Eşin erkek kardeşi civar sıhri hısmıdır.Sadece bir eşin kan hısımları ile diğer eş sıhri hısım olabilir.İki eş arasında hısımlık yoktur ve bir eşin hısımları ile diğer eşin hısımları arasında da bir hısımlık bağı yoktur.Evliliğin boşanma ve butlan kararı ile sona ermesi doğmuş olan sıhri hısımlığı sona erdirmez.

b)Sıhri hısımlığın derecesi:Sıhri hısımlığın dereceleri kan hısımlığının dereceleri ile aynıdır.Bir eşe kan hısımları hangi derecede hısım ise diğer eşe de o derecede sıhri hısım olur.

c)Sıhri hısımlığın hukuki sonuçları:

1-Evlilik sona ermiş olsa bile eşlerin birbirlerinin usül füru kan hısımları ile evlenmelerine engeldir.

2-Vasi olarak atanmadan sıhri hısımlık tercih sebebidir.

3-Usul hukukunda usül füru veya 2.derecede dahil civar sıhri hısımlığı tanıklıktan kaçınma sebebi olarak görülmüştür.

4-Davanın usül füru veya 2.derece dahil civar sıhri hısımları ile ilgili olması halinde hakimin davaya bakması yasaktır.

4-Evlat edinmeden doğan hısımlık:

Evlat edinenle evlatlık ve evlatlığın füruu arasında kan hısımlığına benzeyen bir sun’i hısımlık doğar.Evlatlık ilişkisi evlat edinme sözleşmesi ile doğar.Evlat edinmeden doğan evlatlık ilişkisi sadece evlat edinenle evlatlık ve evlatlığın füruu arasında oluşur.Evlatlık bağı sona erdirilirse bu bağ ortadan kalkar.Miras hukuku açısından evlatlık ve füruu evlat edinene mirasçı olurlar;evlat edinenin kan hısımlarına mirasçı olamazlar.Diğer taraftan evlat edinen evlatlığa mirasçı olamaz.Ancak evlat edinenle evlatlık sözleşme ile mirasçılık hakkını kaldırabilirler.Evlatlık ilişkisi sona erince buna bağlı hısımlık da sona erer.

IV)İkametgâh:

1-Kavram ve önemi:

İkametgah bir kişinin bir yere bağlılığını ifade eden kavramdır.İkametgah bir kişinin kanundaki şartlar uyarınca bir yerle olan ilişkisidir.ikametgahın önemi herkesin bir ikametgahı olması ilkesini gerekli kılmıştır.Bunun yanında herkesin ancak tek bir ikametgahı bulunması ilkesi yer almıştır.Birincisine ikametgahta gereklilik ilkesi ikincisine ikametgahta teklik ilkesi adı verilir.

2-İkametgahta gereklilik ilkesi ve ikametgahın çeşitleri:M.K.sisteminde her kişi sorunlu olarak bir ikametgaha sahiptir.Aslolarak ikametgah bir kişinin niyetinin değerlendirilmesi ile tespit edilir.Bu tarzda belirlenen ikametgaha ihtiyari ikametgah (isteğe bağlı) denilmektedir.Fakat böyle bir yerin tespit edilememesi durumunda kanun ikametgah sayılacak yeri tayin eder.Bu tarzda tespit edilen ikametgaha itibari(saymaca)ikametgah denir.

a)İhtiyari ikametgah:M.K. ihtiyari ikametgahı yerleşmek niyetiyle oturulan yer olarak ifade etmektedir.İki unsurun gerçekleşmesiyle belirlenebilir.

aa)Birinci unsur oturulan yerdir.Objektif unsur da denilir.Bir yerde oturmak geçici olarak bir yerde bulunmaktan öteye bir ilişki kurmak anlamına gelir.Yerleşme niyetinin bulunması bu yere ikametgah sıfatını kazandırır.Aksi halde burası konut (mesken )durumundadır.

bb)Oturulan yere ikametgah sıfatını kazandıracak “yerleşme niyeti” ne sübjektif unsur denir.Yerleşme niyeti bir kimsenin söz konusu yeri yaşamasının;kişisel ilişkilerinin ,aile hayatının,mesleki faaliyetinin merkezi kılmasından anlaşılır.İkametgahın varlığını kabul etmek için yerleşme niyetinin daimi olması da gerekmez.Yerleşme niyeti ile kurulan bir yerin ikametgahın kurulması için bu yerin bir ev olması şart değildir,bir otel odası da mümkündür.

b)İtibari İkametgah:Bir kimse ancak yeni bir ikametgah kurmakla eski ikametgahıyla olan ilişkisine son verir.Bir kimse eskiden oturduğu yerden kesin olarak ayrılmış fakat henüz yerleşmek niyeti ile yeni bir yer seçememişse böyle bir yer seçinceye kadar artık oturmadığı ve yerleşme niyetini kaldırdığı eski ikametgahı onun ikametgahı addolunur.Keza ikametgahı belli olmayanların fiilen oturdukları yer yani meskenlerinin bulunduğu yer yerleşme niyeti bulunmasa bile onların ikametgahı addedilir.İşte bu tarzda kanunun addettiği yerlere “itibari ikametgah” denir.

c)Kanuni ikametgah:Aslolan herkesin ihtiyari bir ikametgaha sahip olmasıdır.Fakat bazı hallerde kanun bir kişinin ikametgahını başkalarına bağlı olarak tayin eder.Bu takdirde kanuni ikametgah söz konusu olur.Bu tarzda bağımlı ikametgah evli kadınlar ile velayet vesayet altındakiler için söz konusudur.

aa)Evli kadının ikametgahı:

aaa)Genel olarak:Evli kadının ikametgahı kocasının ikametgahıdır. Kanuni istisnalar saklı kalmak kaydıyla karının ikametgahını kocanınkinden farklı bir yerde kurmasına imkan yoktur.

bbb)İstisnalar:Kocanın ikametgahı belli değilse karısı bağımsız bir ikametgah kurabilir.Hüküm ancak kocanın ikametgahının bilinmemesiyle uygulanır.Karının kocasından ayrı yaşamamakta haklı olduğu hallerde de ayrı bir ikametgah kurma yetkisi vardır.4 ayrı halde böyle bir yetki kazanılır.

-Hakim ayrılığa hükmetmişse

-Evlilik birliğini korumak için tedbir olarak ortak hayata son vermişse

-Ortak hayatın devamı yüzünden karının sağlığı şöhreti ya da işinin ilerlemesi ciddi olarak tehlikeye düşmüşse

-Boşanma veya ayrılık davası açılmışsa dava süresince kadın ayrı bir ikametgah kurabilir.

bb)Velayet altındaki çocuklar:Velayet altındaki çocukların ikametgahı velayeti haiz ana babanın ikametgahıdır.Bu hakka ana babadan biri haizse ikametgah ona göre düzenlenir.Ananın ayrı bir ikametgah kurmaya hakkı olduğu durumlarda çocuğun ikametgahı babaya göre belirlenir.Velayeti haiz olanların ölümü ile velayetin sona ermesi halinde vesayet altına alınıncaya kadar velisine göre belirlenmiş ikametgaha bağlı kalacağı kabul edilir.Velayet hakkı sahibinin ikametgahı belli değilse ve çocuk başka bir ikametgaha bağlı değilse temyiz kudretine sahip olmak kaydıyla çocuk ihtiyari bir ikametgah kurabilir.Velayet hakkı sahibinin fiilen velayet hakkından feragat ettiği hallerde çocuğun ikametgahının velayete bağlı olarak tayinine doktrinde istisnalar getirilmiştir.Buna göre velayeti fiilen kim kullanıyorsa ikametgah ona göre belirlenir.Evlilik dışı çocuğun velayet hakkı ana babadan hangisine veriliyorsa ikametgahı da buna göre düzenlenir.Evlilik dışı çocuk velayet değil de vesayet altına konulmuşsa ikametgahı vesayet makamının bulunduğu yerdir.Vesayet altındaki kimsenin ikametgahını değiştirmesi sulh mahkemesinin izni ile olur.M.K.396 uyarınca sulh mahkemesi tarafından bir meslek ya da sanatla uğraşmasına izin verilen kişilerin bağımsız ikametgah kurması uygun görülmelidir.Vesayet altında bulunan evli kadının ikametgahı vesayet makamının bulunduğu yer değil kocasının ikametgahıdır.

3-İkametgahta teklik ilkesi:Bir kimsenin ancak bir tek ikametgahı bulunması ilkesi ikametgahtan beklenen amacın görülmesini sağlar.Bir kimsenin bir ikametgahı bir ticarethanesi,ticarethanenin bir şubesi olur.

V)Kişisel Hal Sicilleri:

1-Anlamı ve Düzenleniş Tarzı:

Bir kimsenin kişisel hallerinin düzenlendiği sicillere kişisel hal sicilleri adı verilir.Bu siciller sayesinde gerek devler gerek kişinin kendisi açısından kişisel hali kolayca belirlenmesi imkanı sağlanmış olur.Her Türk Türkiye’deki ikametgahının veya sonradan ikametgah olarak edindiği yerin nüfus memurluğuna kendisini yazdırması ve bir nüfus cüzdanı almaya mecburdur.Reşit olmayanların nüfus olaylarını yazdırıp nüfus cüzdanlarının alınmasına veli ya da vasi ödevlidir.Doğum ölüm evlenme boşanma gaiplik nesep tashihi tanıma evlat edinme evlatlık sözleşmesinin kaldırılması ve yer değiştirme olaylarının bildirilmesi yükümlüğü kanunda ayrı ayrı belirtilmiştir.Yükümlülüğü yerine getirmeyenlere para cezası öngörülmüştür.

2-Nüfus İşleri Örgütü: Kitap sayfa:107

3-Kişisel Hal sicilleri ve tutulması:Nüfus kütükleri ilçe esasına göre tutulur.Her mahalle ve köy için ayrı kütükler tutulur.Bu kütüklerin tutuluş şekilleri ve bütün belgelerin formülleri yönetmelikle belirlenir.

a)Doğum Kütüğü:Bu kütük nüfus dairesinde tutulan doğum tutanaklarının tümünden oluşur.Doğumu en geç bir ay içinde nüfus memurluğuna bildirmek gerekir.Bu beyan iki tanık yanında sözlü olarak yapılır.Ölü doğan çocuklar nüfus kütüğüne kayıt edilmezler.Bunlar hakkında doğum tutanağı düzenlenmez.

b)Ölüm Kütüğü:Bu kütük ölüm tutanaklarının bir dizi haline getirilmesiyle oluşturulur.Her ölüm ve bulunan her ölü M.K.41’e göre en çok 10 gün içinde nüfus memuruna bildirilmesi gerekir.Ölüm hangi yerde vuku bulmuş ise o yerin nüfus memurluğuna bildirilir,ölüm yeri bilinmiyorsa ceset nerede bulunmuş ise oranın ölüm bir taşıt içinde olmuşsa bu taşıttan çıkarıldığı yerin nüfus memurluğuna bildirilir.

c)Yer değiştirme kütüğü:Bu kütük yer değiştirme tutanaklarının bir dizi haline getirilmesiyle oluşur.Nüfus kanunu ikametgahın değiştirilmesi halinde yeni ikametgah ittihaz edilen yere varış tarihinden itibaren 2 ay içinde aile kütüğünü yeni ikametgaha nakledilmesi zorunluluğunu getirmiştir.

d)Evlenme Kütüğü:Bu kütük evlenme belgelerinden oluşur.Evlenme tarihinden başlayarak 1 ay içinde evlenme akdini yapanlar.örneğine uygun 3 nüsha evlenme bildirisini bulunduğu yer nüfus memurluğuna onlar de erkekle kadının kayıtlı olduğu nüfus memurluğuna göndermekle yükümlüdür.

e)Boşanma Kütüğü:Bu kütük boşanma belgelerinin bir kütük haline getirilmesiyle oluşur.Boşanma kararını veren mahkemenin başkatibi kararın kesinleştiği andan itibaren 30 gün içinde 3 nüsha karar örneğini bulunduğu yer nüfus müdürlüğüne bu müdürlükte kararı kocanın kayıtlı bulunduğu nüfus memurluğuna gönderir.Burada kararlardan biri merkez arşive diğeri de karının kaydının nakledileceği yer nüfus idaresine gönderir.

f)Kayıt ve yaş tashihi kütüğü:Nüfus kanunu kayıt ve yaş belgelerinin de bir kütük haline getirilmesini amirdir.

g)Diğer kişisel hal değişiklikleri kütüğü:Yukarıda belirtilen kişisel hal kütüklerinin dışında kalan kişisel hal değişikliklerine ilişkin belgelerin de bir kütük haline getirilmesi gerekir.

h)Aile kütüğü:Yukarıda sayılan münferit kütükler yanında bir de aileye bağlı kişilerin bütün kişisel hallerini toplu olarak gösteren bir kütük tutulur.Her mahalle ve köy için farklı aile kütüğü tutulur.Aynı soydan gelen aynı soyadını taşıyan fakat ayrı yaşayan aileler için ayrı kütük tutulur.Aile kütükleri ailedeki tüm bireylerin adlarını cinsiyetlerini yaşlarını babasının anasının soyadlarını sağ olup olmadıklarını doğum yeri ve tarihlerini vücuttaki değişikliklerini okur-yazar olup olmadıklarını medeni hallerini ve diğer kişisel hal değişikliklerini gösterir.Aile kütüklerinde kayıtlı fertlerin evlat edinilme evlenme hallerinde kayıtları kapanır.Ailenin kaydı ise yer değiştirmeler ailenin bütün fertlerinin ölmesi kızların ve kadınların evlenmesi ile kapatılır.

4-Sicil tamamlayıcı kayıtlar ile kişisel hal değişikliklerinin kütüğe işlenmesi:Sicili tamamlayıcı kayıtlar N.K.47.mad “meslek sanat din ve herhangi bir arıza sebebiyle vücuttaki şekil değişiklikleri ile nüfus kütüklerine yazılması gerektiği halde her nasılsa yazılmamış ve dayanağı belgede kalmış olan ana baba adı doğum yeri cinsiyet ve soyadı gibi haller “olarak ifade edilmiştir.Bunlar ilgililerin bağlı bulundukları daire kurum ve işyerinden köy ve mahalle ihtiyar kurulundan alacakları belge ve ilmuhaber üzerine en büyük idare amirinin emri ile aile kütüklerine işlenir.

5-Cinsiyet değişikliğinin kütüğe işlenmesi:

6-Kütükteki yanlışın düzeltilmesi:Nüfus kütüklerindeki yanlışların düzeltilmesi için hakimden karar alınması gerekir.Yaş ad soyad ve diğer kayıt değiştirme davalarına bakmaya ilgilinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesi yetkilidir.Düzeltme davası Cumhuriyet başsavcısı ve nüfus başmüdürü veya memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır.Nüfus memuru her safhada yargılamada bulunabilir ve gerekli gördüğü takdirde temyiz yoluna da başvurabilir.Kesinleşen karar üzerinde aile kütüğünde düzeltme ilgilinin künyesi hizasındaki düşünceler sütununa yazılarak yapılır.

7-Nüfus Kütüklerine ilişkin ilkeler:

a)Sicil kayıtlarının bütünlüğü ilkesi:Kişisel hal ve kütüklerinin ayrıntılı ve düzenli bir biçimde tutulması ile güdülen amaç tüm ülke içindeki veya dışındaki vatandaşların kişisel hal ve değişikliklerin tam ve toplu olarak belirtilmesidir.

b)Kamuya kapalılık ilkesi:M.K.’daki diğer sicillerin aksine nüfus kütükleri kamuya açık siciller değildir.Nüfus kütükleriyle dayanaklarının ancak nüfus başmemuru ve sorumlu memurlarla denetleme ve teftişe yetkili olan kimseler görüp inceleyebilirler.Askerlik şubesi ve adalet mercilerinin dışında mahallin en büyük idare amirinin yazılı emri olmadıkça hiçbir daireye kopya özet ve bilgi verilemez.

c)Nüfus kayıtlarının ispat gücü:Kişisel hal sicilleri de resmi sicillerin ispat gücüne sahiptir.Bunlara dayanılarak tespit edilmiş olayların bir hukuki işlem olduğunu aksi sabit oluncaya kadar itibarda olacaklarını belirtmiştir.Nüfus kaydının yokluğu ölüm ve doğumun belirlenmesi için açılan davanın reddini gerektirmez.

8-Kişisel hal kütüklerini tutan memurların sorumlulukları:kitap sayfa:114

$ 5-Kişiliğin Korunması:

I-Genel olarak kişilik ve kişiliğin korunması:Hukuk düzeni kişilere sadece hak ve borç sahibi olabilme yeteneğini tanımamakta onlara bu kişiliği oluşturan esas değerlere karşı yönelmiş saldırılara karşı kendini koruma hakkı da tanımıştır.Bir kişinin özellikleri hak ve fiil ehliyeti hürriyeti bedeni ve manevi varlıkları onun kişiliğini meydana getirir.Kişilik insanın insan olması dolayısıyla ayrılmaz bir biçimde sahip olduğu hakları içerir.Bunlar para ile ölçülemeyen devredilemeyen mirasçıya geçmeyen mutlak haklardır.Kişiliğe bağlı nedenlerin tümü üzerindeki hakkı belirtmek üzere genel kişilik hakkı deyimi kullanılmaktadır.Genel kişilik hakkını somut münferit görünüşlerine münferit kişilik hakları denir.Kişilik hakkının belirleyici özelliği bu kişiliğe tecavüz edilmemesini istemek yetkisidir.Kişiliğin korunmasını isteme hakkı sadece gerçek kişilere tanınmış bir hak olmayıp tüzel kişilerin de yararlanacağı bir haktır.

II)Kişilik haklarının nitelikleri:

a)Kişilik hakları mutlak hak karakteri taşımaktadır.Bu nedenle tecavüz eden herkese karşı ileri sürülebilir.

b)Kişilik hakları şahıs varlığı haklarına dahil olduklarından hiçbir şekilde maddi değere sahip değildirler.Ancak bir kişilik hakkına saldırı maddi ya da manevi zarara uğramaya yol açabilir.Bu durumda zararın tazminini isteme hakkı da doğar.

c)Kişilik hakları kişinin kişiliğinden ayrılmaz bir karakter taşıdığından vazgeçilmesi ve devredilmesi mümkün değildir.

d)Bu hakların mirasçıya geçmesi de mümkün değildir.

e)Bu haklar zamanaşımına uğramaz ve hak düşürücü süre de işlemez.Ancak kişilik haklarına saldırı nedeniyle kazanılan alacak hakkı zamanaşımına uğrar.

f)Kişilik hakları esas olarak savunma sağlayan haklardır.Yani kişiye 3.kişilerden gelen saldırılara karşı korurular.

III)Kişilik Hakkının kapsamı:İnsan varlığını nitelendiren değerlerin teker teker sayılması mümkün değildir.Ancak doktrin en önemli münferit kişilik haklarını ayrı ayrı değerlendirme eğilimindedir.Bunlar kısaca:

1-Kişilik hakkının konusu olan değerler:

a)Ad:Kişinin adı üzerindeki hakkı münferit bir kişilik hakkıdır.

b)Hayat sağlık ve vücut tamlığı:Kişinin hayatı sağlığı ve vücut tamlığı kişiliğine dahildir.Hayat hakkının en temel hakkı olduğu kuşkusuzdur.Kişinin vücut bütünlüğü de mutlak ve saygı gösterilmesi gereken değerlerden biridir.

aa)Tıbbi müdahaleler:Kişinin sağlığına kavuşmak için tedaviye rıza göstermesi,doktorun müdahalesinin hukuka aykırı olmasını engeller.Fakat tedavi ve koruma amacı olmayan tıbbın gelişmesine hizmet eden deneysel amaçlı uygulamalar hastanın üzerinde rızası olsa dahi kullanılamaz hukuka aykırı olur.Vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı aynı zamanda insan haklarının da bir parçasıdır.Bu çerçevede kişinin işkence görmesi vücut bütünlüğüne saldırı teşkil eder.Kişinin hem fiziki hem ruhi değerleri vücut bütünlüğüne dahildir.Örneğin birisini yaralamak ona hastalık geçirmek vücut bütünlüğüne saldırı olduğu gibi kişinin ruhi dengesini sarsmak da aynı anlama gelir.

bb)Organ ve doku nakli:Alıcıya sağlık kazandırmak için canlıdan veya cesetten organ veya doku alınarak aktarılması üstün bir amaca hizmet ederken verici yönünden kişilik haklarına müdahale anlamına gelir.Kanun canlı kişiden organ naklini ancak hayat için zorunlu olmayan ve verilmesi halinde kişinin yaşama şansını ve yaşama biçimini etkilemeyecek organlar için mümkün kılmaktadır.Canlı kişiden organ alınması vericinin 18 yaşını doldurması ve temyiz kudretine sahip olması şartına bağlıdır.Ölüden organ alınması esas olarak onun sağlığında verdiği rızaya bağlıdır.

cc)Cinsel faaliyete ilişkin müdahaleler:

aaa)Kural olarak kişinin üreme sonucunu doğuran faaliyetlerine müdahale hukuka aykırıdır.Kişinin ancak iradesi ile bu faaliyetlerine müdahale edilerek bu faaliyetleri engellenebilir.

bbb)Cinsiyet değişikliği:Doktrinde hükmün amaca göre yorumlanarak sadece tedavi amaçlı cinsiyet değişikliğine izin verilmesi gerektiği isabetli olarak savunulmaktadır.

c)Faaliyet özgürlüğü:Kişinin hürriyeti hak ve fiil ehliyeti kişiliğin kapsamına girer.Herkes hayat faaliyetlerini özgürce düzenlemek hakkına sahiptir.Bu özgürlüğün içine herhangi bir yerde kalma veya oradan ayrılma herhangi bir işi yapma gibi özgürlükler de girer.Bu özgürlüğün sınırı kamu düzeni ile ilgili düzenlemelerdir.

d)Haysiyet ve şeref:Kişinin haysiyeti ve şerefi de genel kişilik hakkının kapsamı içindedir.Kişinin insan olmak sıfatıyla sahip olduğu bütün özellikler ve sahip olduğu diğer niteliklerin olmadığı veya eksik olduğu fikrini uyandıran ve toplumda küçük düşürmeyi hedefleyen tüm söz yazı ya da resimle yapılan beyanlar şeref ve haysiyetin ihlali niteliği taşır.Bir kişi hakkında hakaret teşkil edecek sözler söylenmesi veya saygınlığını tehlikeye düşüren doğruluğu ispat edilemeyen iddialarda bulunulması şeref ve haysiyete tecavüz teşkil eder.Asılsız ihbarlar da kişiliğe tecavüz teşkil eder.Bu kavramın çerçevesi kişinin sosyal ve mesleki konumuna bağlı olarak da değişebilmektedir.Şeref ve haysiyete saldırının o kişinin adı hedef alınarak yapılması şart değildir.Adı anılmasa dahi 3.kişiler nezdinde tanınmasını sağlayacak işaretler kullanılmış olması da şeref ve haysiyete saldırı teşkil eder.

e)Resim ve Ses:Kişinin resmi üzerindeki hakkı da kişilik haklarına girer.Resim kavramına kişinin bir fotoğrafta filmde veya televizyonda tespit edilmesi ve gösterilmesi girdiği gibi fırça ya da kalemle yapılan resim veya karikatürleri de girer.Kişinin rızası olmadan ve menfaatine aykırı olarak bir resmin kullanılması kişilik hakkına hukuka aykırı tecavüz teşkil eder.Ancak kamuya mal olmuş kişilerin basında veya aktüalite filmlerinde haber amacı ile resimlerinin yayınlanmasında kişilik hakkına tecavüz söz konusu olmaz.Kişinin sesinin yayınlanmasında da aynı esaslar geçerlidir.

f)Kişinin sırları:Kişinin gizli tutulmasında menfaati bulunan sırları da kişilik hakkının içinde girer.Kişinin bu sırlarına “gizlilik alanı da denmektedir.Gizlilik alanına kişinin kendisi ile ilgili kişisel mektup ve yazıları girdiği gibi gizli kalmasında menfaati bulunan bütün sırları girer.Bir kimsenin rızası olmadan bir sırrını öğrenerek yayan kimse kişilik hakkına tecavüzde bulunmuş olur.Örneğin sağlık durumuna ilişkin bir açıklama veya mesleki konuda bilinmemesi istenen bir durumun açıklanması kişilik haklarının ihlali ile sonuçlanabilir.

g)Özel hayat:Kişisinin özle hayatının başkaları tarafından bilinmesini istememesi korunmaya değer bir menfaattir.Diğer insanlarla paylaşılmamış olan olaylar için kişinin kamuya kapalı bir çevreye sahip olabilmesi kişiliğine dahil bir unsurdur.Özel çevresindeki hayat tarzına kişinin rızası olmadan yapılacak müdahaleler de tecavüz teşkil eder.Telefonların dinlenmesi veya özel hayata ilişkin olayların kamuya açıklanması vs.de kişilik hakkına tecavüz teşkil eder.Kamuya mal olmuş kişilerin sıradan kişilere göre sınırlanmış özel hayat ve gizlilik alanları vardır.Kabul edildiğine göre kamuca tanınan bir kişinin toplum içindeki mevkiine ilişkin önemli sonuçlar elde edilecekse özel hayatının uygun biçimde öğrenilmesinde toplumun çıkarı vardır ve bu oranda özel hayatına ilişkin olarak yapılacak açıklamalar kişilik hakkına tecavüz teşkil etmez.

IV)Kişiliğin korunması yolları:

M.K.mad.23-24’le kişilik iki türlü tecavüze karşı korunmuştur.M.K.mad.23 kişiliği hukuki işlemlere karşı korumakta M.K.mad.24 ise haksız fiille yapılan tecavüzlere karşı korumaktadır.

A-Kişiliğin hukuki işlemle yapılan tecavüze karşı korunması:

Kimse hak ve fiil ehliyetlerinde kısmen de olsa feragat edemez.Kimse hürriyetini devredemeyeceği gibi hürriyetini kullanmayı hukuk ve ahlaka aykırı derecede kısıtlayamaz.Hükmün amacı kişilerin serbest iradeleriyle düzenleyebilecekleri hukuki işlemlerin sınırını çizmektir.Binaenaleyh bir kişinin hak ve fiil ehliyetinden ya da sadece birinden tamamen veya kısmen feragat ettiği konusunda yapacağı hukuki işlem yükleneceği bir taahhüt batıldır.M.K.mad.23/2’ye göre kişi hürriyetini de devredemez.Yani köleliği kabul edemez.Kişinin iktisadi varlığını ahlaka aykırı sayılacak derecede tehlikeye sokacak ağır taahhütleri bu hükme aykırı sayılırlar.Bir kimsenin gelecekteki bütün alacaklarını rehnettiği veya devrettiğini belirten bir sözleşme de batıldır.Ayrıca sözleşmelerin çok uzun süreli olması da hürriyetin aşırı ve ahlaka aykırı şekilde kısıtlanması sonucunu doğurduğu takdirde M.K.mad.23’ün uygulanma alanına girer.Ayrıca B.K.mad.19’a göre Şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir olmadıkları sürece iki tarafın yaptığı mukaveleler muteberdir.Hükümdeki şahsi hükümlere müteallik haklardan kasıt kişiliğe bağlı haklardır.Bu anlamda kimse hayatını sona erdirecek bir anlaşama yapamaz.Vücut tamlığını ihlal edecek bir sözleşme de ancak hukuka ve ahlaka aykırı olmadığı sürece geçerli olabilir.M.K.mad.23 emredici bir hukuk kuralı olduğundan hakim tarafından re’sen nazara alınmalıdır.

B-Kişiliğin tecavüze karşı korunması:

1-İlke:Kişinin hayatı sağlığı ve vücut tamlığının şeref ve haysiyetinin resminin sesinin özel hayatının gizliliğinin sırlarının vs. hukuka aykırı tecavüze karşı korunmasından söz edilir.

2-Hukuka Aykırılık:Bir kimsenin şahsiyetin yöneltilmiş bir tecavüz bir mutlak hakkı ihlal etmesi sebebiyle hukuka aykırı olabilir.Kişiliği korumaya yönelik her türlü hukuk kuralına aykırılık hukuka aykırılık anlamına gelir.Ancak hukuka aykırılığı kaldıracak bir sebebin varlığı failin davranışını şahsiyete hukuka aykırı davranış teşkil etmekten kurtarır.

3-Hukuka Aykırılığı kaldıracak Sebepler:Maddede hukuka aykırılığı kaldıracak sebepler olarak şunlar belirtilmiştir:

-Mağdurun rızası

-Üstün nitelikte bir özel yar

-Üstün nitelikte bir kamu yararı

-Kanunun verdiği yetki

a)Mağdurun rızası:Mağdurun rızası muteber olmak kadıyla haksız fiillerde genellikle hukuka aykırılığı kaldıran bir sebeptir.Ancak bu rızanın hukuka aykırılığı kaldırabilmesi için sınırları belirlenmiş bir müdahaleye ilişkin olması gereklidir.Yani kişilik hakkından genel olarak vazgeçmek veya kişilik haklarına gelebilecek her türlü saldırıya rıza verilmesi geçerli değildir Bu rızanın geçerli olabilmesi için 3 şartın varlığı gereklidir.

aa)Kişilik hakkından vazgeçme iradesinin açık olarak belirtilmiş olması gereklidir.

bb)Verilen rızanın vazgeçme iradesinin öngörülebilecek şartlarda bilinçli ve serbest irade ile verilmiş olması gerekmektedir.

cc)Verilen rıza ahlaka aykırı olmamalıdır.

Şahsiyete tecavüz konusunda rıza özellikle tıbbi müdahalelerde önem kazanmaktadır.Hasta muvaffakiyet verecek durumda olmadığı için kanuni temsilciden alınan rıza hastanın rızasının yerini tutamaz.Ancak belirtmek gerekir ki tıbbi müdahalelerde kural rızanın alınması olmakla birlikte gecikmede sakınca bulunan hallerde rıza alınmadan da müdahalelerde bulunulabilir.Tedavi amaçlı değil de deneysel amaçlı müdahalelerde rızanın hukuka aykırılığı kaldırıp kaldırmayacağı tartışmalıdır.

Ölüden organ alınması için kişinin buna rıza gösterdiğine ilişkin açıklamasını vasiyetnamesinde ya da sağlığında iki tanık önünde açıklaması gereklidir.Böyle bir rıza yoksa ölümden sonra eşi çocukları anası babası bunlarda bulunmuyorsa yakınlarının rızası ile cesetten organ veya doku alınması mümkündür.Rızanın hukuka aykırılığı bertaraf edebilmesi için muteber bir muvaffakiyet olması gereklidir.Mümeyyiz olmayan şahsın rızası muteber değildir.Rızanın yazılı olması şart kılınan hallerde bu şekle uyulmadan verilen rıza da muteber değildir.Bu muvaffakiyet sarih olabileceği gibi zımnide olabilir.Şahsiyetine tecavüz riskini taşıyan bir faaliyete katılan kimsenin bu risk kapsamına giren muhtemel tecavüzlere muvaffakiyet var sayılır.(Boks güreş).Rızanın müdahaleden önce ya da en geç müdahale sırasında verilmesi gerekir.Ancak rıza her zaman geri alınabilir.Rızanın geri alınmasından vazgeçmek geçerli değildir.

b)Üstün nitelikte bir özel yarar:24.maddenin yeni metninde belirtildiği gibi üstün nitelikte bir özel yararın varlığı halinde şahsiyete tecavüz hukuka aykırı değildir.Bu üstün nitelikteki yarar bizzat mağdura ya da faile veya bir 3.şahsa ait olabilir.

aa)Hayatının kurtulması için ameliyat edilmesi zorunluluğu bulunan kimseden muvaffakiyet alınamıyorsa alınmadan ameliyatın yapılması hastanın üstün nitelikteki yararına dayanır.Diğer taraftan hastanın açıkça karşı çıkmasına rağmen onun üstün yararı gözetilerek ona tıbbi müdahalede bulunulmasının hukuka aykırı olup olmadığı tartışmalıdır.

bb)Failin veya bir üçüncü şahsın üstün yararının tecavüzün hukuka aykırılığını kaldırması bu tecavüzün meşru müdafaa kapsamına girmesi halinde söz konusu olur.Hak arama hürriyeti de şahsiyete tecavüzdeki hukuka aykırılığı korunan üstün yarar sebebiyle kaldırır..Fakat bu hürriyetin kötüye kullanılması halinde hak arama hürriyeti bu tecavüzün hukuka aykırı olmasını engellemez.

cc)Üstün nitelikte kamu yararı:Üstün nitelikte kamu yararı bulunan hallerde de bir kimsenin şahsiyetine yapılan tecavüz hukuka aykırı değildir.Bir suçtan mahkum edilenin hapse atılması bir salgın hastalıkta aşı olma zorunluluğu bu gibi durumlardır.Konu,kitle iletişim araçları ile şahsiyete vaki tecavüzlerin hukuka aykırı sayılıp sayılmaması açısından özel bir önem arz eder.Basının iki işlevi vardır.Kamuoyu için önem arz eden konularda halkı bilgilendirme ve özel olarak önemli hususlarda eleştiri yaparak kamuoyunu yönlendirme işlevi.Basın bu bilgilendirme işlevi içinde kamuoyunun öğrenmekte yararı olduğu bütün gerçekleri verme hakkına sahiptir.Eleştiri işlevi yerine getirilirken değer yargıları gerçek olgulara dayandırılmalıdır.Tecavüze uğrayanın şahsiyet hakkının korunmasına ilişkin yararı ile kamuoyunun haber alma ve aydınlatılmadaki yararından hangisinin daha üstün olduğunun tespiti gerekir.Hakim takdir yetkisini kullanarak vardığı sonucu objektif gerekçelere dayandırmak zorundadır.Bu hususta doktrinde veya daha önceki olaylara ilişkin mahkeme içtihatlarında benimsenmiş çözümlerden de yararlanmalıdır.Eğer yayımlanan haber veya eleştiri gerçekleri yansıtmıyorsa veya haber ve eleştiride kamuoyunu aydınlatma görevi dışına çıkılıp şahsın şeref ve haysiyetine tecavüz teşkil eden ifadelere yer verilmişse hukuka aykırılık unsuru varlığını sürdürür.Bir kimsenin özel hayatına ilişkin gerçek bir olayın açıklanması şahsiyet hakkına tecavüz teşkil ederse de o kimsenin topluma mal oluş derecesi farklı sonuca ulaşılmasına yol açabilir.Fakat bu davranışlarda kamuoyunu aydınlatma fonksiyonunun dışına çıkılması özellikle o şahsı küçük düşürme amacı güdülmesi davranışın hukuka aykırı sayılması sonucunu doğurur.Bu çerçevede kamuya mal olmuş kişilerin özel hayatlarına ve sır alanlarına giren olaylar üstün bir kamu yararı bulunmadıkça herhangi bir habere konu olmayacaktır.Keza kamuya mal olmuş kişilerle ilgili gerçek dışı açıklamaların hukuka aykırı olduğu da şüphesizdir.Gerçek dışılık verilen haberin hiç vuku bulmamış ir olaya ilişkin olmasından ,olayın gerçekte başka türlü cereyan etmiş olmasından veya bir olaydaki bazı unsurların gizlenmesinden veya bazı unsurlar ilave edilerek nakledilmesinden ileri gelebilir.Gerçek dışı haberin yazanın haberin gerçek dışı olduğunu bilmemesi ve bilecek durumda olmaması bu haberin meydana getirdiği şahsiyete tecavüzün hukuka aykırılığını etkilemez.

d)Kanunun verdiği yetki:Kamu makamlarının kamu hukukunu düzenleyen kanunlara dayanan yetkilerini kullanmaları bu yetkinin bir şahsın şahsiyetine tecavüz teşkil etmesi halinde hukuka aykırılığını kaldırır.Dilekçe hakkını kullanarak şikayet veya ihbarda bulunan kimse bu şikayet veya ihbara konu olan kimsenin şahsiyet hakkına hukuka aykırı bir biçimde tecavüzde bulunmuş sayılmaz.Fakat bu ihbar veya şikayet uydurma olaylara dayanılarak yapılmışsa yetki kötüye kullanılmış ve şahsiyete hukuka aykırı bir biçimde tecavüzde bulunulmuş olur.İddia ve savunma hakkının da (hak arama hürriyeti) kullanılması da bu hak kullanılırken yapılan tecavüzün hukuka aykırılığını kaldırır.Fakat korunmak istenen hakla bağlantısı bulunmayan beyanlar hukuka aykırı tecavüz teşkil edebilir.TBMM üyeleri Meclis çalışmalarında söyledikleri sözlerden ileri sürdükleri düşüncelerden ve bunları meclis dışında tekrarlamaktan ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.Buna mutlak dokunulmazlık veya yasama sorumsuzluğu denir.B.K.mad.52’de öngörülen meşru müdafaa hakkının kullanılmasının da bu müdafaa fiilinin karşı tarafın şahsiyet hakkına (özellikle vücut tamlığına) tecavüz teşkil etmesi halinde bu tecavüzdeki hukuka aykırılığı kaldıracağına yukarıda değinilmiştir.Bu da kanunda öngörülmüş bir yetkidir.

4-Şahsiyetine Tecavüz edilen kişiye tanınan dava hakları:

a)Genel olarak:Şahsiyete tecavüzde;tecavüzün men’i ,maddi tazminat, manevi tazminat ve tecavüzden elde edilen kazançların vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca talep edilmesi davaları tanır.Ayrıca doktrin tecavüzün önlenmesi ve tecavüzün hukuka aykırılığı tespiti davalarını da kabul eder.

b)Davacı ve davalı sıfatı:Bu davalarda kişilik hakkı saldırıya uğrayan veya uğramış kişi davacı sıfatına sahiptir.Gerçek veya tüzel kişi olması fark etmez.

Mirasçılar kural olarak miras bırakanın dava hakkına sahip değildirler.Ancak miras bırakanın daha önce açmış olduğu davaya devam edebilirler.Diğer yandan miras bırakana yapılan saldırı eğer mirasçıların kişilik haklarına saldırı teşkil ediyorsa onlar da dava açabilirler.Mirasçıların miras bırakanın kişilik hakkına saldırıdan doğan maddi hakları için dava açmaları mümkündür.Mümeyyiz küçük ve mahcurlar kanuni temsilcilerinin izni olmaksızın bu davayı açabilirler.Bunların kanuni temsilcilerinin ancak küçük veya kısıtlının açık veya zımni rızası ile bu davaları açabilecekleri kabul edilmektedir.Mümeyyiz olmayan küçük ve mahcurlar kendi adlarına hareket edemeyeceklerinden onları korumak amacıyla kanuni temsilcilerinin bu davaları açmaları mümkündür.Bu davalarda davalı sıfatı kişilik hakkına saldırıda bulunan şahıs veya mirasçılarına aittir.

c)Davalar:

aa)Tecavüze son verilmesi davası:Davanın amacı devam eden tecavüze sona erdirmeye davalının mahkum edilmesidir.

aaa)Şahsiyeti teşkil eden unsurlardan herhangi birine hukuka aykırı tecavüz vuku bulması halinde bu dava açılabilir.Fakat ancak tecavüz devam ediyorsa bu dava söz konusu olur.Bir şahsın bir resminin bir vitrinde teşhir edilmesinin sona erdirilmesi talebi bu davaya konu teşkil eder.Bu davanın açılması için tecavüzün haksız olması yeterlidir.Ayrıca tecavüzde bulunanın kusurlu olması gerekmez.Kanaatimizce tecavüz teşkil eden bir olgu failin iktidarında bulunduğu sürece tecavüzün durdurulması failin iktidarının etkisinin dışında etkisini sürdürdüğü sürece tecavüzün hukuka aykırılığının tespiti ve kararın yayınlanması ile etkinin giderilmesi söz konusu olacaktır.Sona erdirilmesinden sonra da etkisi devam edecekse tecavüzün sona erdirilmesi talebi ile birlikte tecavüzün etkilerinin bertaraf edilmesi için mahkeme kararının yayınlanması da talep edilebilir.

Sona ermiş tecavüzün tekrarlanması tehlikesi varsa bu takdirde tecavüzün sona erdirilmesi değil tecavüzün önlenmedi talep edilecektir.Bazen bir tecavüzün sona erdirilmesi devamını önlemekten öteye yeni bir tecavüzü de kendiliğinden önlemiş olur.(fotoğraf filminin yok edilmesi).Aynı davada iki talebin birlikte ileri sürülmesine bir engel yoktur.

bbb)Tecavüz devam ettiği sürece tecavüzü son erdirme davası açılabilir.Diğer bir ifade ile zamanaşımı veya hak düşürücü süre söz konusu değildir.

ccc)Tecavüzü sona erdirme davasını şahsiyeti tecavüze uğrayan kişi açabilir.Bu kişi mümeyyiz değilse onun adına kanuni mümessili dava açabilir.Bir davranış birden fazla kişinin şahsiyet haklarına tecavüz teşkil ediyorsa tecavüze uğrayanlardan her biri diğerlerinden bağımsız olarak tecavüzün durdurulmasını dava edebilir.Şayet tecavüzü yapan kişi birden fazla ,ise tecavüzün durdurulması davası içlerinden birine birkaçına veya hepsine açılabilir.

bb)Tecavüz tehlikesinin önlenmesi davası:Şahsiyet hakkına tecavüz tehlikesi karşısında bulunan kimsenin tecavüz tehlikesinin önlenmesini talep edebileceği belirtilmiştir.Bu davaya kısaca tecavüzün önlenmesi davası denilir.Bu dava ile hakimden davalının tecavüz teşkil edebilecek davranıştan kaçınmaya mahkum etmesi talep edilir.Tecavüz tehlikesinin önlenmesi davasının açılması için tecavüz tehlikesi yaratan kişinin kusurlu olması gerekmemektedir.

aaa-Böyle bir dava ancak şahsiyete hukuka aykırı tecavüz tehlikesi ciddi ve yakın ise açılabilir.(şeref ve haysiyeti lekeleyici bir kitabın basılması).Tehlike varlığını sürdürdükçe dava açılabilir.Tehlike sona ermişse bu dava açılamaz.

bbb-Tecavüz tehlikesini önleme davasını bu tehlikeye maruz olan kişi açabilir.Mümeyyiz değilse kanuni temsilcisi de açabilir.

ccc-Tecavüzün önlenmesi davasında hakim davalıyı tecavüz teşkil eden davranıştan kaçınmaya mahkum edecektir.Dikkat edilmesi gereken husus hakim tarafında verilecek önleme kararının iki taraf için de adil olması gereken bir karar olmasıdır.Failin mahkeme kararına rağmen tecavüzde bulunması maddi ve manevi tazminat davalarında özellikle kusurlu sayılması açısından etkili olur.

cc)Tecavüzün hukuka aykırılığının tespiti davası:

Bu dava genel nitelikteki tespit davasının şahsiyetin korunmasında özel olarak düzenlenmiş ve sona eren bir tecavüzün etkisinin devam etmesi haline açılacaktır.

aaa)Dava açabilecek olanlar ve davalılar bakımından tecavüze son verme davasında verdiğimiz izahat burada da dikkate alınmalıdır.Sona eren tecavüzün etkisi devam ettiği sürece tespit davası açılabilir.Aradan çok uzun zaman geçmesi artık etkinin kalkmasına yol açmışsa dava açılamaz.

bbb)Tecavüze son verilmesi veya maddi ve manevi tazminat davalarında da hakim önce tecavüzün hukuka aykırı olduğunu tespit edecek ondan sonra tecavüzün durdurulması veya tazminat ödenmesine karar verecektir.Fakat ayrı tespit davasında hakimden istenen karar sadece evvelce vuku bulmuş olan tecavüzün hukuka aykırılığını tespite yöneliktir.

ccc)Sona ermiş tecavüzün hukuka aykırılığının tespiti ve kararın ilen yolu ile tecavüzün sona eren etkisinin bertaraf edilmesi bir bakıma manevi tatmin de sağlar.Manevi tazminat davası açılmışsa ayrıca tespit davası açılmaz.buna mukabil sona eren tecavüzün devam eden etkisinin bertaraf edilmesi için hukuka aykırılığın tespiti ve kararın yayınlanması talebi ile birlikte şartları varsa manevi tazminat olarak bir miktar para ödenmesi talep edilebilir.

ddd)Tecavüzün hukuka aykırılığını tespit eden kararın yayınlanması diğer bir açıdan cevap hakkının kullanılmasın yaklaşır.Fakat cevap hakkının kullanılma şartı ve yolu başkadır.Cevapta amaç hukuka aykırılığın tespiti değil,verilen cevabın ve düzeltmenin tecavüzün vuku bulduğu kitle iletişim aracında yayınlanmasını sağlamaktır. Ayrıca cevap ve düzeltme hakkının kullanılmış olması tecavüzün hukuka aykırılığının tespitinin dava edilmesine engel değildir.

eee)Hakim “gerekli” görerek kararın yayınlanmasını kabul ederse yayının nerede ve ne tarzda yapılacağını verilen hükümde belirtmelidir.Kanun kararın yayınlanması yerine 3.kişilere bildirilmesi yolunu da öngörür.Bu yola tecavüzün etkilerinin çok sınırlı bir çerçevede devam etmesi halinde başvurulması düşünülebilir.

dd)Maddi tazminat davası:

Şahsiyet hakkına hukuka aykırı bir tecavüz yüzünden maddi zarara uğrayan kimsenin bu zararın tazminini talep etmesi maddi tazminat davasının şartlarının var olmasına bağlıdır.

aaa)Adın gaspı,nişanın bozulması,evlenmenin butlanı ve boşanma vücut tamlığına tecavüz ve haksız rekabet gibi şahsiyet haklarına tecavüzde maddi tazminatın özel olarak düzenlendiği hallerde bu uygulamalara ilişkin hükümler uygulanacak diğer haller ve belirtilmemiş hususlarda haksız fiil sorumluluğunu düzenleyen hükümler uygulanacaktır.

bbb)Binaenaleyh şahsiyet hakkına tecavüz nedeniyle uğranılan maddi zararın tazmini için hukuka aykırı tecavüz maddi zarar tecavüzle zarar arasında uygun illiyet bağı arandıktan başka failin kusur veya bir kusursuz sorumluluk bulunması hali aranacaktır.Birden fazla sorumlu varsa B.K.mad.50’nin kapsamına giren hallerde tam teselsül B.K.mad.51’in kapsamına giren hallerde nakıs teselsül söz konusu olacaktır.Zamanaşımı, haksız fiil hükümlerine dayanan davalar için B.K.mad.60 ;borca aykırılığa dayanan davalar için B.K.mad.125’e tabidir.Şahsiyete tecavüz sebebiyle maddi tazminat davasını zarara uğrayan şahıs mümeyyizse kendisi değilse kanuni temsilcisi açabilir.Tazminat talebi başkasına temlik edilebilir ve mirasçıya intikal edebilir.

ccc)Maddi tazminat davası tecavüze son verilmesi hukuka aykırılığı tespit eden kararın yayınlanması manevi tazminat ve kazancın verilmesi davaları ile birlikte açılabilir,tecavüzün önlenmesi davası ile birlikte açılması söz konusu olamaz.

ee)Manevi Tazminat davası:Şahsiyet hakkına hukuka aykırı tecavüzden doğan acı,elem ve ızdırabın giderilmesi amacını güder.

aaa)Manevi zararın telafisi amacıyla öngörülen temel çözüm tazminat olarak tayin edilen bir miktar paranın tecavüze uğrayana sağlayacağı maddi imkanlarla onun acı elem ve ızdırabının giderileceği fikrine dayanır.Hakim manevi tazminatı takdir ve tayin ederken mağdurun çektiği elem ve ızdıraptan başka failin kusur derecesini mağdurun müterafik kusuru varsa bunun derecesini dikkate alacaktır.Hakim bütün unsurları göz önünde tutarak manevi tazminat olarak ödenecek para miktarını takdir ve tayin edecektir.Fakat hakim davacını talebiyle bağlı olduğu cihetle hal ve şartlara göre takdir ettiği tazminat miktarı daha yüksek olsa dahi talep edilen miktardan daha fazlasının ödenmesine karar veremez.Buna mukabil hakimin bütün unsurları göz önüne alarak davacının talep ettiği miktardan daha az tazminata karar vermesi mümkündür.Manevi tazminat olarak hükmedilecek paranın adalete aykırı olarak çok düşük olması ya da tecavüz fiili iyi ki vuku bulmuş dedirtecek kadar da yüksek tutulmamalıdır.

bbb)Önceki metinde manevi tazminat istenebilmesi için şahsiyet hakkına hukuka aykırı tecavüz manevi zarar ve tecavüzle zarar arasında uygun illiyet bağından başka failin “kusurunun hususi ağırlığı” bir şart olarak yer alıyordu.B.K.49’un yeni metninde kusurun ağırlığına ilişkin bir şart aranmaması bir yana maddede kusurdan hiç söz edilmemesi yeni hükümle manevi tazminat açısından bir kusursuz sorumluluk esasının mı kabul edildiği sorusuna yol açmaktadır.Kusursuz sorumluluk hali bulunmadıkça maddi tazminatta olduğu gibi manevi tazminatta da sorumluluk kusur esasına dayanır.Manevi tazminat davasını şahsiyet hakkına yapılan tecavüzden manevi zarar gören şahıs açılabilir.Manevi zarara uğrayan şahıs mümeyyiz ise izne tabi olmadan mümeyyiz değil ise kanuni temsilcisinin iznini alarak davayı açabilir.Manevi zarara uğradıktan sonra temyiz kudretini kaybedenler adına kanuni mümessilleri manevi tazminat davası açabilir.Şayet bir fiil birden çok şahsın şahsiyet haklarına doğrudan tecavüz teşkil ediyorsa bu şahıslardan her birinin uğradığı zararın tazminini dava edebileceğine tereddüt yoktur.Manevi zararın ve illiyet bağının tespiti söz konusu tecavüz teşkil eden fiilin hayat tecrübelerine göre olayların normal akışında ileri sürülen manevi zararı meydana getirmeye elverişli olduğu hususunda hakimin kanaatinin sağlanması ile olacaktır.Bir diğer yön de kişinin işgal ettiği makamın kişiliğine yapılan müdahaleye katlanmasını gerekli kılabilmesidir. Kusura dayanan sorumlulukta kusurun ispatı şahsiyete tecavüz teşkil eden fiilin işleniş tarzını belirleyen delillerin kusurun varlığı hususunda hakime vereceği kanaatle sağlanır.Diğer bir ifade ile maddi tazminat davalarında kusurun ispatına ilişkin kurallar manevi tazminat davasında da uygulanır.Manevi tazminat davasının zamanaşımı kural olarak B.K.mad.60’a tabidir.

ff)Tecavüzden elde edilen kazancın verilmesi davası:3444 sayılı kanunla M.K.’ya ilave edilen madde 24/a bu imkanı açıkça belirtmekte ve tecavüzden elde edilen kazançların vekaletsiz iş görme hükümlerine göre talep edilebileceğini ifade etmektedir.

aaa)Bu imkanın önemi mağdurun elde edemeyeceği bir kazancın failin tecavüz sayesinde elde etmiş olması halinde görülür.Şayet mağdurun elde edebileceği bir kazancı tecavüz sayesinde fail elde etmiş ise mağdurun mahrum kaldığı bu kazanç zarar kapsamına girer ve sorumluluk şartları varsa maddi tazminat davası ile talep edilebilir.Buna mukabil mağdurun elde edemeyeceği bir kazancı fail tecavüz sayesinde elde etmiş ise mağdur için bir zarar söz konusu olmayacağından maddi tazminat davası da açılamaz.Bu kazanç ancak B.K.mad.414’ten kaynaklanan bu dava uyarınca talep edilebilir.

bbb)Şahsiyete tecavüz alanında bu hükmün en fazla mağdurun isminin veya resminin hukuka aykırı kullanılması veya haksız rekabet sonucu elde edilecek kazançlarda uygulanma alanı bulacağı söylenebilir.

ccc)Bu dava için failin kusurlu olması gerekmediği çoğunlukla kabul edilmektedir.Buna mukabil bu davanın zamanaşımının B.K.mad.60 veya 66’ya tabi olacağı ifade edilmektedir.

d)Şahsiyet hakkına hukuka aykırı tecavüz sebebiyle açılacak davalara yetkili mahkeme:

“Davacı şahsiyet haklarının himayesi için kendi ikametgahı veya davalının ikametgahı mahkemesinde de dava açabilir.Davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat ile vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen kazancın kendisine verilmesini birlikte talep etmiş ise bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde de açabilir.Tecavüz tehlikesinin önlenmesi veya hukuka aykırılığının tesbiti davası ile maddi tazminat manevi tazminat veya kazancın verilmesi davalarının birlikte açılması söz konusu olamaz.Sorumlular birden çok ise her biri için ayrı ayrı dava açılabileceği gibi hepsine karşı tek dava da açılabilir.Hepsine karşı tek dava davalıların ikametgahları ayrı yerlerde ise ancak davacının ikametgahında veya haksız fiilin işlendiği yerde açılabilir.Zira bu iki mahkeme hepsi açısından yetkilidir.Aynı fiil birden çok kişinin şahsiyet hakkına tecavüz teşkil ediyorsa her biri ayrı dava açabileceği gibi birlikte de dava açabilirler Birlikte dava açacak olanlar bu davayı davalının ikametgahında içlerinden birinin ikametgahında veya haksız fiilin işlendiği yerde açabilirler.

TUZEL KISILER

Tüzel Kişiler

$1-Giriş

I-Tüzel Kişi Kavramı:

Ortak bir amacın sürekli olarak gerçekleşmesini sağlayacak örgütlenmeye sahip kişi veya mal topluluklarına birleşen kişi veya malı tahsis eden kişiden bağımsız bir kişilik tanınmıştır.İşte bu tür kişi veya mal toplulukları “tüzel kişiler “ diye tanımlanmıştır.Tüzel kişiden söz edebilmek için kişi veya mal topluluğunun örgütlenmiş olması sürekli bir amaca sahip olması ve topluluğu teşkil eden veya ondan yararlanan fertlerin şahıslarından bağımsızlaşmasına hukuken imkan verilmiş olması gerekir.

II-Tüzel Kişilik Kazanılmasının Koşulları:

1-Örgütlenme Unsuru:

Bir kişi veya mal topluluğunun örgütlenmiş olması amacını gerçekleştirecek organlara sahip olmasıdır.Kanun koyucu kişi veya mal topluluklarının hak süjesi olarak hukuk alanında hareket edebilmeleri için yeterli ve gerekli organları her birinin niteliklerini göz önünde tutarak tayin etmiştir.Bu organlar sayesinde tüzel kişi hukuk alanında bağımsız olarak varlığını etkin kılabilir.Örgütlenmemiş bir topluluk bağımsız bir hak süjesi olamaz.

2-Sürekli Amaç Unsuru:

Tüzel kişilik belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere birleşmiş kişi veya mal topluluklarına tanınabilir.Amaç kişi topluluklarında ortak bir menfaatin karşılanmasıdır.Söz konusu kazanç paylaştırılmaya yönelik parasal bir menfaat olabileceği gibi bir manevi menfaat de olabilir.Tüzel kişilik ancak sürekli bir amaca hizmet için örgütlenen kişi veya mal topluluklarına tanınabilir.

3-Bağımsızlığa Hukuken Cevaz Verilmesi:

Tüzel kişilik tanınmış kişi veya mal toplulukları bağımsız bir kişiliğe sahiptir.Kişi topluluğunda bağımsızlık bünyesinde birleşen kişilere karşıdır.3.kişilere karşı da tüzel kişi bağımsız bir hak süjesi olarak hukuki ilişkiler kurar.Kazandığı malvarlığı değerleriyle karışmaz bağımsız olarak tüzel kişiye ait olur.Ancak bağımsızlık kişi veya mal topluluğuna tüzel kişilik tanınmasının sonucudur.Hangi kişi veya mal topluluğunun bağımsızlaştırılabileceğini yani bunlardan hangi tiplerine tüzel kişilik kazandırılabileceği hukuk düzeni tarafından belirlenir.Kanun koyucunun belirlediği türler dışında tarafların iradeleri ile yeni bir tüzel kişilik meydana getirmeleri mümkün değildir.

III-Tüzel Kişiliğin Niteliği:

Tüzel kişiliğin niteliğini açıklamaya çalışan teorilerin en çok ikisi üzerinde durmak gerekir.Bunlardan ilki farazi kişilik teorisi ikincisi ise gerçek kişilik teorisidir.Bunlara son zamanlarda bir de amaç kişiliği teorisini eklemek gerekir.

1-Farazi Kişilik Teorisi:İnsanın hak sahibi olabileceği varsayımından hareket etmektedir.Kişi veya mal topluluklarının hak sahibi olabilmesi kanun koyucunun bunları hukuk alanında insan gibi farz etmesiyle mümkün olabilmektedir.Böylece hukuki bir ihtiyaç karşılanmış olmaktadır.Zira hakkın belirli bir insana ait olmadığı hallerde hak kavramını kullanabilmek için böyle bir faraziyeye ihtiyaç vardır.Bu faraziye ile belirli bir insana ait olmayan hakkın bir kişi topluluğuna veya mal topluluğuna ait olduğu düşünülebilir.Tüzel kişi bir iradeye sahip değildir,bir fiil ehliyetinden söz edilmesine imkan yoktur.İnsanda olduğu gibi kendi davranışıyla bir borç altına girmesi veya hak kazanması tasavvur olunamaz.Bu yüzden bu tür hukuki işlemler onun adına “temsil” yolu ile yapılabilir.Tüzel kişinin kendi davranışı kabul edilmediğine göre hukuka aykırı kusurlu bir fiili ile başkasını zarara uğratması da düşünülemez.Bu yüzden tüzel kişilerin haksız fiil sorumluluğu da söz konusu olamaz.

2-Gerçek Kişilik Teorisi:Bu teori taraftarları tüzel kişiliği gerçek canlı sosyal varlıklar olarak görmektedir.Bu fikre göre kişi veya mal toplulukları toplumda gerçek olarak var olan yaratıklardır.Kanun koyucu bunları yaratmaz sadece varlıklarını tanır.Tüzel kişinin iradesi “organları” vasıtasıyla etkili kılındığından tüzel kişi fiil ehliyetine sahiptir.Diğer taraftan organların davranışları tüzel kişiye isnat edilebileceğine göre bu davranış bir haksız fiil teşkil ediyorsa tüzel kişi haksız fiilden ötürü sorumlu tutulabilecektir.

3-Amaç Kişiliği Teorisi ve Soyutlama Teorisi:Bu teori farazi kişilik teorisi ve gerçek kişilik teorilerinin olumlu yönlerini alarak tüzel kişiliğin niteliğini açıklamaya çalışır.Buna göre toplumda gözlenen kişi veya mal toplulukları canlı varlıklar değildir;bu topluluklar örgütlenmiş amaç topluluklarıdır.Bunların doğal bir iradeye sahip olduklarından söz edilemez.Ancak bu birliğin içinde belli bir amaç yönünde organların ortak iradesi ve çabaları etkili olmaktadır.Bu ortak irade hakimiyetini örgüt iradesi olarak ifade etmek uygundur.Türk kanun koyucusunun yukarıda belirtilen modellerden birine bağlı kalarak tüzel kişileri düzenlediğini söylemek mümkün değildir.Ancak MK’ daki tüzel kişiliğin düzenlenmesinden bazı hususlarda gerçek kişilik görüşünün etkili olduğu söylenebilir.

IV-Tüzel Kişilerin Çeşitleri:

1-Kamu Hukuku Tüzel Kişileri:

Kamu hukuk tüzel kişileri kamu otoritesine sahip kamu görevi yapan tüzel kişilerdir.Kamu hukuku tüzel kişileri kamu idareleri ile kamu kurum ve kuruluşlarıdır.Kamu idareleri kamu hizmeti görmek için kurulmuş ve örgütlenmiş tüzel kişilerdir.Kamu kurumları ise tüzel kişilik tanımış kamu hizmeti gören kuruluşlar olarak belirtilmektedir.Kamu kurumunda kamu hizmeti için tahsis olunan örgüt personel ve mal topluluğu bir bütün olarak tüzel kişi biçiminde bütünleştirilmiştir.Üniversiteler,TRT kamu kurumlarıdır.AY’nın 135.maddesi kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının kanunla kurulabileceğini belirtmiştir.

2-Özel Hukuk Tüzel Kişileri:Özel hukuk tüzel kişileri özel hukuk alanında bir hukuki işlem ile kurulmuş olan tüzel kişilerdir.Hangi tüzel kişiliklerinin bu şekilde kurulabileceği kanun hükümleriyle belirlenmiştir.Kanun koyucunun tüzel kişi olarak tanıyıp düzenlemediği kişi veya mal topluluklarına tüzel kişilik kazandırmak imkanı yoktur.Özel hukukta tüzel kişiler kazanç paylaşmak amacı güdüp gütmemelerine göre bir ayrıma tabi tutulmuştur.

a)Kazanç paylaşma amacı güden tüzel kişiler:Bunlar Tic.K.’da ticaret ortaklıkları olarak düzenlenmiştir.(Kollektif ortaklık ,komandit ortaklık limited ortaklık anonim ortaklık).

b)Kazanç paylaşmak amacı gütmeyen tüzel kişiler:MK bu konuda iki tür tüzel kişilik düzenlemiştir.Dernekler Vakıflar.Dernekler kazanç paylaşma amacı gütmeyen kişi topluluklarıdır.MK bunları cemiyet adı altında 53 ile 72.maddeleri arasında düzenlemiştir.Sendikalar kanununda düzenlenen sendikalar da kazanç paylaşma amacını gütmeyen tüzel kişilerdir,derneklerin özel bir çeşididir.Vakıflar ise belli bir amaca tahsis edilmiş mal topluluklarıdır.

3-KİT’ler:Devletin ekonomik alana müdahalesi KİT’lerin kurulmasına yol açmıştır.Çeşitli dönemlerde çeşitli kanunlarla düzenlenen sermayesinin tamamı veya büyük bir kısmı devlete ait olan özel hukuka tabi olarak ticari faaliyette bulunan fakat TBMM denetimi altında bulunan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır.Yeni düzenlemede “Kamu iktisadi teşebbüsü” deyimi “iktisadi devlet teşekkülleri” ile “kamu iktisadi kuruluşlarını” kapsayan bir deyimdir.İktisadi devlet teşekkülü sermayesinin tamamı devlete ait iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsüne verilen addır.Kamu iktisadi kuruluşu sermayesinin tamamı devlete ait olan tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek pazarlamak üzere kurulan kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu iktisadi teşebbüsüne verilen addır.

V-Türkiye’de Tüzel Kişilerin Düzenleniş Tarzı:

Hukukumuzda tüzel kişiler çeşitli kanunlarla düzenlenmiştir.MK’da tüzel kişilere ilişkin ortak hükümlerden sonra dernekler düzenlenmiştir.Ancak dernekler ülkemizde devamlı olarak özel kanunlarla düzenlenmektedir.MK’da 73 ile 81.maddeler arasında vakıflar düzenlenmektedir.MK’nın yürürlüğe girmesinden önce düzenlenmiş olan vakıflar için “vakıflar kanunu” çıkarılmıştır.bu eski vakıflarda söz konusu kanunda tüzel kişiler olarak tanınmıştır.Ticaret ortaklıkları da “Ticaret Kanunu”na tabidir.Kooperatifler ise kooperatifler kanunu ile düzenlenmiştir.Ticaret ortaklıklarına özel bir hüküm olmadıkça MK’nın tüzel kişilere ilişkin hükümleri uygulanır.Sendikalar “Sendikalar Kanununa “ tabidir ve iş hukukunun inceleme konusudur.

VI-Tüzel Kişilerde “Aradan Sızma” veya “Perdenin Kaldırılması” Teorisi:

Tüzel kişinin kendisini oluşturan kişilerden ayrı ve bağımsız bir kişilik kazanması bazen kanunun tüzel kişilerin kurulmasına izin verme amacı ile bağdaşmayan sonuçların doğmasına yol açmaktadır.Hukukun yasakladığı bir sonucu elde etmek veya getirilmiş olan bir yükümlülükten kurtulmak amacıyla tüzel kişiliğin bu bağımsız yapısının arkasına saklanıldığı çok sık yaşanan bir durumdur.Örneğin bir gerçek kişi kanunen kendi başına yapması yasak olan bir işi tüzel kişi kurmak suretiyle onun arkasına gizlenerek yapabilir.Tüzel kişi perdesi arkasına gizlenilerek yasanın dolanılmasının MK.Mad.2’ye de aykırı olduğu şüphesizdir.Kanunda hüküm bulunmayan hallerde tüzel kişiyi oluşturan üyelerin sorumluluğuna başvurmak ancak MK mad.’2 yoluyla olacaktır.Bu durumda tüzel kişinin kendisini oluşturan kişilerden ayrı ve bağımsız varlığı bulunduğu ilkesi göz ardı edilecektir.Ancak bu uygulama genel kurala aykırı düştüğünden tüzel kişiyi oluşturan kişilerde “tüzel kişiyi kullanarak” bir takım yükümlülüklerden kurtulma ya da tüzel kişinin amacına uygun olmayan tarzda davranma kastının aranması gerektiği savunulmaktadır.

$2-Tüzel Kişilere İlişkin Genel Kurallar:

I-Tüzel Kişinin Kuruluşu:

Geleneksel olarak bu hususta üç sistem söz konusudur.Serbest kuruluş sistemi,izin sistemi ve tescil sistemi.Hangi sistemin hangi tüzel kişiler için kullanılacağı bir hukuk politikası sorunudur.

1-Çeşitli Kuruluş Sistemleri:

a)Serbest Kuruluş Sistemi:Bu sistemde tüzel kişiliğin kurulması hususunda genel bir yetki verilmiş olup somut durumlarda kuruluş süreci herhangi bir incelemeye tabi tutulmamaktadır.Serbest kuruluş sisteminde mevzuat tüzel kişiliğin kazanılması için gerekli asgari şartları belirlemiştir.Bu şartların yerine getirilmesiyle kişi veya mal topluluğu tüzel kişiliği kazanır;bu şartların yerine getirilip getirilmediği de resmi makamların kontrolüne de bağlı tutulmaz.

b)İzin Sistemi:Bu sistemde kişi veya mal topluluklarının bir hak süjesi olması Devletin iznine bağlıdır.Çoğu zaman idari makamlara izin hususunda takdir yetkisi bırakılır.Bu sistemde Devletin tüzel kişiliği tanımasındaki müdahalesi en üst düzeydedir.

c)Tescil Sistemi:Bu sistemde mevzuat tüzel kişiliğin kurulmasına genel bir imkan tanımış ve tüzel kişiliğin kurulması için asgari şartları belirtmiştir.Ancak serbest kuruluş sisteminden farklı olarak tüzel kişinin kurulmasında bu şartlara uyulup uyulmadığı resmi makamlarca denetlenir.Aslolan şartların yerine getirilip getirilmediğinin incelenmesidir.,bu şartlar gerçekleşmişse idari makamların takdir yetkisi söz konusu olmadan tüzel kişiliğin kurulmuş olduğunu kabul etmeleri gereklidir.İdarenin aksi yöndeki kararına karşı yargı yolu açıktır.

2-Türkiye’de yürürlükte olan sistem:Çeşitli tüzel kişiler için tek bir kuruluş sistemi kabul edilmiş değildir.Çeşitlere göre farklılık göstermektedir.MK 45.maddesi tüzel kişiliğin kazanılması hakkında bir genel hüküm koymuştur.Gerek 45.madde gerekse istisnalar göz önüne alındığında tüzel kişiliğin kazanılmasında aşağıdaki esaslar ortaya çıkmaktadır.

a-Anayasanın 33.maddesinde “herkes önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir” hükmü yer almaktadır.Bu nedenle dernekler açısından serbest kuruluş sisteminin bir anayasa hükmü olarak benimsenmiş olduğu söylenmek gerekir.MK’nın 53.maddesi dernek kurulmasına serbest kuruluş sisteminin geçerli olduğunu belirtmiştir.Sendikaların kuruluşu akımından da derneklere benzeyen bir sistem kabul edilmiştir.Sendika ve siyasi partiler açısından da serbest kuruluş sistemi benimsenmiştir.Ancak belirtelim ki serbest kuruluş sisteminde kanunun koyduğu şartla yerine getirildiği takdirde tüzel kişilik kazanılır.

b-Vakıfların tüzel kişilik kazanmasında tescil sistemi kabul edilmiştir.Asliye Mahkemesi vakfın “kanuna ahlaka ve adaba veya milli menfaatlere” aykırı olup olmadığını “siyasi düşünce veya belli bir ırk veya cemaat mensuplarını desteklemek gayesi” ile kurulmuş olup olmadığını inceler.Eğer yukarıdaki hususlar açısından herhangi bir sakınca görmezse tescile karar verir.

c-Ticaret ortaklıklarından kollektif ve komandit ortaklıkların tüzel kişilik kazanmasında tescil sistemi benimsenmiştir.Diğerleri ise tartışmalıdır.

II-Tüzel Kişilerin Hak Ehliyeti:

MK 46.maddesi tüzel kişilerin hak ehliyeti muhteviyatını belirtmiştir.Kanun koyucu kural olarak tüzel kişilerin tam olarak hak ehliyetine sahip olmalarını kabul etmiştir.Cins,yaş hısımlık gibi sadece insana özgü olan bir kişi veya mal topluluğunun bünyesine tamamen yabancı olan bazı vasıflar dolayısıyla sadece gerçek kişilere tanınan haklardan tüzel kişilerin yararlanması söz konusu olamaz.Buna karşılık tüzel kişiler yine bünyeleri icabı gerçek kişilere nazaran onların yararlanamayacağı bazı haklardan yararlanırlar.

1-Sadece gerçek kişilere özgü olan haklar:Milletvekili seçme ve seçilme hakkı,evlenme,boşanma,mirasçılık gibi haklardan tüzel kişiler yararlanamazlar.Gerçek kişilere ilişkin ölüm doğum temyiz kudreti rüşt gaiplik gibi hükümler tüzel kişilere uygulanamazlar.

2-Sadece tüzel kişilere özgü haklar:Tüzel kişinin üyeler karşısındaki hakları örnek olarak bir dernekten aidat isteme hakkı

3-Hem gerçek hem tüzel kişinin yararlanacağı haklar:Sadece gerçek kişilerin yararlanabileceği haklar dışındaki tüm haklardan tüzel kişiler kural olarak yararlanabilir.Ancak tüzel kişilerin faaliyetlerine nitelikleri gereği hukuken sınır çizmek zorunluluğu da bulunmaktadır.Şöyle ki her tüzel kişi sürekli bir amacı gerçekleştirmek için kurulur ve faaliyet gösterir.İşte bu kuruluş amacının tüzel kişilerin hak ehliyetlerini mi sınırlandırdığı yoksa faaliyet alanına mı ilişkin olduğunun belirlenmesi ihtiyacı vardır.

Tüzel kişilerin gerçek kişiler gibi yararlanabilecekleri haklarda hak ehliyetleri bakımından özellik arz eden bazı noktalar vardır.

a)Malvarlığı haklarında:

aa)İntifa Hakkı:Başkasına ait bir maldan bir kimsenin yararlanmasını sağlayan ayni bir haktır.Gerçek kişilerde bu hak –taraflarca daha kısa bir süre tayin edilmemişse- intifa hakkı sahibinin ölümü ile sona erer.Halbuki tüzel kişinin ölümü söz konusu olmadığından MK bu hususu en çok 100 sene olarak tayin etmiştir.

bb)Sükna Hakkı:Ancak hak sahibinin bir binada oturmak suretiyle kişisel ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulabileceğinden tüzel kişilere bu hak tanınmamıştır.

cc)Miras:Tüzel kişiler kanuni mirasçılar olamazlar.Sadece devlete kanuni mirasçılık hakkı tanınmıştır.Tüzel kişilerin ölüme bağlı tasarrufla iradi mirasçı veya vasiyet alacaklısı olarak tayin edilmeleri mümkündür.

dd)Alacak ve Borç:Tüzel kişiler de gerçek kişiler gibi alacak haklarından yararlanır ve borçla yükümlü olabilirler.Fakat kaydı hayat ile irad ve ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde alacaklı durumunda olamazlar.

b)Kişinin Halleri Bakımından:

aa)Ad:Tüzel kişiler için bir öz ad soyad ayrımı yoktur.Tüzel kişiler adlarını kanuni hükümler çerçevesinde serbestçe seçebilirler.

bb)İkametgah:MK 49 tüzel kişilerin bir ikametgaha sahip olması gerektiğini ortaya koymaktadır.Yani tüzel kişilerde bir ikametgah sahibi olma zorunluluğu vardır.Tüzel kişiler ikametgahlarını seçmekte serbesttirler.Kural olarak seçilen ikametgah derneklerde tüzükte,vakıflarda ise vakıf senedinde gösterilir.MK 49 dernek tüzüğünde veya vakıf senedinde ikametgah gösterilmemişse tüzel kişinin ikametgahının “muamelelerinin tedvir olunduğu mahal” olarak belirtmiştir.Dernekler Kanunu tüzük muhtevasını emredici hükümle tespit ettiğinden tüzükte merkezin yazılması zorunludur.Bu husus eksik ise tamamlatılması yoluna gidilir.MK mad.19 ikametgah tekliği ilksinin tüzel kişilerde uygulanmayacağını belirtmiştir.Şubeler tüzel kişinin iç organizasyonuna dahil olan bir birimdir tüzel kişiliğe veya 3.kişilere karşı bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip değildir.

cc-Tabiiyeti:Tüzel kişiliğin tabiiyeti MK mad 492dayanarak ikametgahının olduğu yere göre tayin edilir.

dd-Kişiliğin Korunması:Tüzel kişiler de gerçek kişiler gibi kişiliğin korunmasından yararlansalar da tüzel kişilerin ancak şerefi onuru adı fikri ve iktisadi tamamiyetine tecavüz söz konusu olabilir.Buna karşılık vücut tamlığı olmaz.

Ana hatları ile gösterilen bu farklar dışında tüzel kişiler de gerçek kişiler gibi haklardan yararlanırlar,haklarını korumak için dava açarlar ve aleyhlerine de dava açılabilir.Tüzel kişiyi davada yetkili organ temsil eder.

III-Tüzel Kişilerin Fiil Ehliyeti:

1-Genel Bakış:

Tüzel kişiler hak ehliyetleri çerçevesinde tam bir fiil ehliyetine sahiptirler.MK sistemi içinde tüzel kişiler “kendi fiilleri” ile medeni hakları kullanabilmek ve borç altına girebilmek için “organlara” ihtiyaç gösterirler.Çünkü tüzel kişiler canlı varlıklar gibi doğal bir iradeye sahip değildirler.Tüzel kişinin iradesinin oluşması ve icrası tüzel kişilik içinde organları teşkil eden kişi veya kişilerin bireysel veya ortak iradelerine bağlıdır.

2-Tüzel Kişilerde Fiil Ehliyetinin Başlangıcı ve Fiil Ehliyetsizliği:

MK 47 tüzel kişilerin Fiil ehliyetinin kanun veya tüzüklerine göre gerekli olan organlara sahip olmaları ile başlayacağını belirtmektedir.Böylece tüzel kişi kurulduğu zaman henüz organlar teşekkül etmemişse hak ehliyetine sahip bir kişi telakki edilir fakat henüz fiil ehliyetinden yoksundur.Fiil ehliyetinin kazanılması “zorunlu organların” teşkil edilmesine bağlıdır.Hangi organların zorunlu olarak bulunması gerektiği kanunla belirtilir.Tüzel kişinin bazı durumlarda geçici olarak organsız kalması mümkündür.Yönetim kurulunun çekilmiş olması tüzel kişiliğin son bulmasına sebep olmaz.Hak süjesi olarak tüzel kişilik devam eder.Ancak organsız kaldığı sürece tüzel kişilik fiil ehliyetinden mahrum kalır.

3-Tüzel Kişilerin Organları:

a)Organ Kavramı:Organlar tüzel kişinin örgütü içinde yer alan ve tüzel kişinin aktif olarak hukuk hayatına katılmasını sağlayan kişi veya kişilerdir.Böylece kanun koyucu bir gerçek kişi veya gerçek kişilerden oluşan bir kurulun iradesini belli koşulların gerçekleşmesi halinde tüzel kişinin iradesi olarak kabul etmiş ve buna sonuçlar bağlamıştır.Genellikle tüzel kişinin örgütü içinde organlar arasındaki iş bölümü organların görev ve yetkileri kanunda dernek tüzüğünde veya vakıf senedinde belirlenmiştir.Eğer kanun ve diğer bu belgeler organı teşkil edecek kişi veya kişileri açıkça belirterek görev ve yetkileri tayin etmişse bu kişilerin organ sıfatı ile yapacakları davranışların tüzel kişiliğe izafe edilmesinde güçlükle karşılaşılmaz.Ancak organ olarak açıkça belirtilmemiş olmasına rağmen dernek tüzüğü veya vakıf senedinde kendisine organa özgü yetkiler ve görevler verilmiş kişilerin MK 48’e göre organ telakki edilmeleri görüşü de savunulur.

b)Organ,temsilci ve yardımcı kişi:Organ tüzel kişinin aracı olarak davranışta bulunurken tüzel kişinin bir temsilcisi değildir.Organın faaliyette bulunurken açıkladığı irade,tüzel kişinin iradesidir,tüzel kişi organının davranışıyla iradesini açığa vurmaktadır.Organın temsilci olmamakla beraber organın davranışının tüzel kişiye izafe edilebilmesi organ sıfatına bağlanmış bir yetkiye dayanır.Bu yetki zorunlu olarak organ sıfatına bağlı olup ondan ayrılmayan bir yetkidir.Organ sıfatı sona erince bu yetki de sona erer.Organ sıfatı sona erdirilmeden bu yetkinin organdan alınmasına imkan yoktur.Dış ilişkiler açısından tüzel kişiler hukukunda bu yetki temsil yetkisi olarak adlandırılmaktadır.Organ ile tüzel kişi arasındaki hukuki ilişkinin ne olduğu kanunda açıklanmamaktadır.Bu ilişkinin vekalet veya hizmet sözleşmesi olduğu doktrinde kabul görmektedir.Diğer taraftan tüzel kişinin bütün faaliyetlerini organların yerine getirmesi zorunluluğu yoktur.Tüzel kişi çeşitli işlerin gördürmek için başkalarını da çalıştırabilir.Bu yardımcı şahıslar tüzel kişiye sözleşme ile bağlıdırlar,organ sıfatını haiz olmadan tüzel kişi için faaliyette bulunurlar.Örnek olarak derneğin taraf olduğu bir davayı yürütmek için yetkili organca vekil tayin olunan avukat,bir organ olmayı yardımcı şahıstır.Tüzel kişinin faaliyetinde kullandığı bu kişilerin 3.şahıslara verdiği zararlar açısından sorumluluğu duruma göre BK 100 veya BK 55’deki esaslara göre tayin olunur.

c)Organ Çeşitleri:Tüzel kişilerin organları belirli kriterlere göre bazı ayrımlara tabi tutulabilir.

aa)Karar Organı-Yürütme Organı:

Karar organı tüzel kişinin iradesinin oluşmasını sağlayan diğer organların davranış biçimini tayin ederek gerekli talimatı vermeye yetkili olan ve tüzel kişinin iç ilişkileriyle ilgili kararları alan organdır.Örnek olarak derneğin genel kurulu bir karar organıdır.Yürütme organı ise tüzel kişinin kararlarının icrasını sağlayan işlerini gören dış ilişkileri yürüten organdır.Derneklerde yönetim kurulu yürütme organıdır.

bb)Zorunlu Organ-İhtiyari Organ:

Zorunlu organ tüzel kişinin fiil ehliyetini kazanabilmesi için kanunen bulunması zorunlu organlardır.MK’ya göre derneklerde genel kurul ve yönetim kurulu zorunlu organlardır.Tüzel kişilerin zorunlu organları yanında amaç teşkilat ve faaliyet alanlarına göre kanunlarda belirtilmemiş olan ihtiyari organlar da kurabilirler.Bu organlar dernek tüzüğü veya vakıf senetlerinde belirtilebileceği gibi sonradan alınan kararlarla da kurulabilir.Vakıflarda denetleme organı ihtiyari bir organdır.

cc)İç Organ –Dış Organ:

İç organ tüzel kişinin teşkilatı ile ilgili olarak iç işlerini gören organlardır.Derneğin genel kurulu denetleme kurulu iç organlardır.Dış organlar tüzel kişiyi 3.kişilere karşı “temsil eden” tüzel kişinin 3.kişilerle hukuki ilişkiler kurmasını sağlayan organlardır.Derneklerde yönetim kurulu vakıflarda yönetim organı dış organlardır.

dd)Fert Organ –Vakıf Organ:

Fert organ,organın tek bir gerçek kişi olduğu zaman söz konusu olur.Bu halde organa verilmiş olan görevleri bu kişi yerine getirir.Buna karşılık görevlerin yerine getirilmesi tek bir kişiye değil birden fazla kişiye bırakılmışsa kurul organ söz konusudur.

4-Organın Fiilinin Tüzel Kişiye İzafesi:

a)Hukuki işlemler açısından:Yetkili organların yapmış olduğu hukuki işlemler tüzel kişiyi bağlar.Organın hukuki işlem yapmaya ilişkin iradesinin tüzel kişiye izafe edilmesi organ sıfatına kanun,dernek tüzüğü veya vakıf senedi ile bağlanmış olan “temsil yetkisi” ile mümkündür.MK kural olarak bu yetkiyi dış ilişkilerde yönetim kuruluna vermiştir.Yönetim kurulu dışındaki organların-ayrıca başka türde düzenlenmemişse- tüzel kişiyi temsil yetkisi yoktur.Örnek olarak dernekte bir denetçinin tüzel kişi adına poliçe imzalaması tüzel kişiyi bağlamaz.Zira denetleme organına bu yetki verilmemiştir.Temsil yetkisinin tüzel kişinin amacı ile sınırlı olduğu kabul edilmektedir.Temsil yetkisinin dernek tüzüğü veya vakıf senedi ile sınırlandırılması da mümkündür.

b)Hukuka Aykırı Fiiller Açısından:

aa)Organın Borca Aykırı Davranışı:Tüzel kişi 3.kişilere karşı üstlendiği borçları organları vasıtasıyla yerine getirir.Organ tüzel kişinin borcunu ifa ederken borca aykırı davranışı ile alacaklıyı zarara uğratırsa zarardan tüzel kişi sorumlu olur.Organın borca aykırı davranışı tüzel kişiye izafe edilir.

bb)Organın Haksız Fiili:Tüzel kişi organın görevi sırasında ika ettiği haksız fiillerden sorumlu tutulmuştur.Zarara uğrayan kişi ister 41 vd. maddelere göre tüzel kişiye isterse kusurlu organa başvurarak zararının tazminini isteyebilir.Tüzel kişinin sorumlu tutulabilmesi için herşeyden önce BK 41’de öngörülen şartların “organ” da gerçekleşmiş olması gerekir.Organ hukuka aykırı bir fiili ile 3.kişiye zarar ika etmeli,kendisi kusurlu olmalı ve zarar uygun illiyet bağı içinde kalmalıdır.Tüzel kişinin haksız fiil sorumluluğunun iki sınırı vardır.İlk sınır tüzel kişinin hak ehliyetidir.İkinci sınır ise organın organ sıfatıyla görevini yerine getirirken görevi dolayısıyla haksız fiil işlemiş olmasıdır.Organın organ olarak görevinin yerine getirilmesi dolayısıyla bir fiili söz konusu olmayıp sadece görevle ilişkisi olmayan kendi kişisel davranışı söz konusu ise bu davranışı ile verdiği zarardan tüzel kişi sorumlu olmaz.Tüzel kişilerin kusursuz sorumluluk halleri nedeniyle de sorumlu tutulmaları mümkündür.

IV-Tüzel Kişilerin Sona Ermesi:

MK bütün tüzel kişilere ilişkin olarak ortak bir sona erme sebepleri öngörmüş değildir.Her bir tüzel kişi çeşidi için ayrı sona erme sebepleri düzenlenmiştir.Tüzel kişi bu hükümler göre 3 şekilde sona erebilir.Ya kanunda belirtilen belirli sebeplerin gerçekleşmesiyle kendiliğinden sona erer veya kendi kendini feshederek sona erdirir ya da mahkeme kararı ile sona erer.MK tüzel kişilere ilişkin genel hükümler içinde sona erme sebeplerini düzenlememekle birlikte sona eren tüzel kişinin malvarlığının akıbeti hakkında ortak bazı hükümler koymuştur.Ortak hükümler sona eren tüzel kişinin malvarlığı değerlerinin tasfiyesi ve tasfiyeden sonra geriye kalan bir malvarlığı değeri varsa bunun tahsisini düzenlemektedir.

1-Tasfiye:Tasfiye sona eren tüzel kişinin bütün ilişkilerini kesmektir.Yani halen süren hukuki işlemler sonuçlandırılacak borçlar ödenecek alacaklar tahsil edilecektir.Kabul edildiğine göre sona eren tüzel kişi tasfiyenin sona ermesine kadar tüzel kişiliğini korur.Zira hak süjesi olma bir anda bertaraf edilirse tasfiye sürecinde yapılması zorunlu olan faaliyetlerin kime izafe edileceği anlaşılamaz.Fakat bu süreçte tüzel kişiliğin devamı tasfiye amacı ile sınırlı bir ehliyete sahiptir.Tasfiye ve intikal Hükümet komiseri ve maliye temsilcisinin gözetiminde yapılır.Bu işlemlere fesih,infisah ve kapatılmanın kesinleştiği tarihten itibaren başlanılır.Ticaret ortaklıklarını her birinin tasfiye biçimim Tic.Kan’da belirtilmiştir.Dernekler Kanunu tüzükte derneğin feshi halinde malların tasfiye şeklinin belirtilmesini zorunlu kılmıştır.Vakıflar bakımından böyle bir emredici kural yoktur.Fakat vakıf senedinde tasfiye şekli belirtilebilir.Tasfiye memurları tüzel kişinin mallarının değerleriyle envanterini çıkarırlar;alacak ve borçlarını tespit ederek sona erdiği andaki bilançosunu yaparlar;tüzel kişinin borçlarını öderler.Böylece tasfiye sonucunda safi malvarlığı ortaya çıkar.

2-Tahsis:Tüzel kişinin tasfiyesi sonucunda ortaya çıkan safi malvarlığını kime tahsis edileceğini MK mad.50’de düzenlenmiştir.Hüküm tüzel kişinin sona erme şekline göre tahsis durumunu farklı hükümlere tabi tutmuştur.

a)Tüzel kişi kanun gereği kendiliğinden sona ermiş veya kendi kendini feshetmişse tahsis için belirli bir sıralama öngörülmüştür.Safi malvarlığının tahsisi hakkında tasfiye edilen tüzel kişiye ilişkin özel bir kanun hükmü varsa tahsis bu kanun hükmü uyarınca yapılır.Böyle bir hüküm yoksa tüzük veya vakıf senedindeki hükümlere göre burada da hüküm yoksa tüzel kişinin yetkili organı tarafından bu organ da karar alamıyorsa tüzel kişinin gayesi doğrultusundaki kamu hukuku tüzel kişilerine intikal eder.Dernekler kanununa göre tasfiye esaslarını tespite tüzüğe göre genel kurul yetkili olup genel kurul karar alamıyorsa veya toplanamıyorsa derneğin para mal ve hakları Hazineye intikal eder.

b)Tüzel kişi amacı kanuna veya ahlak ve adaba aykırı olduğu için mahkeme kararı ile sona erdirilmişse artık tahsis hususunda kendi iradesi gözönünde tutulmadan kalan malvarlığı değerleri kamu hukuku tüzel kişilerine tahsis edilir.Tüzel kişinin mahkeme kararı ile sona erdirilmesinde tüzük veya vakıf senedindeki tahsise ilişkin hükümler nazara alınmayacağı gibi tüzel kişinin yetkili organının tahsis hakkında bir karar alabilmesi de söz konusu değildir.

$3-Dernekler:

I-Giriş

Dernek kurabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir.Bu bilgi ve belgelerin kanuna aykırılığının tespiti halinde yetkili mercii,derneğin durdurulması veya kapatılması için mahkemeye başvurur.Hiç kimse bir derneğe üye olmaya veya üyelikte kalmaya mecbur tutulamaz.Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil şart ve usüller kanunla belirtilir.Dernekler kanunun öngördüğü hallerde hakim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir.Ancak milli güvenliğin kamı düzeninin suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalanmanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa kanuni bir merci derneği faaliyetten men ile görevlendirilebilir.

II-Dernek Kavramı ve Çeşitleri:

1-Kavram:

Kazanç paylaşma dışında kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir gayeyi gerçekleştirmek üzere en az yedi gerçek kişinin bilgi ve çalışmalarını birleştirmeleridir.Dernek bir gerçek kişi topluluğu olarak düşünülmüştür.Derneği teşkil eden kişilere üye adı verilir.Dernek kavramında ilk unsur üye unsurudur.İkinci unsur ise üyeleri birleştiren gaye unsurudur.Belirli bir gayesi olmayan dernek kurulamaz.Böylece gaye unsuru derneğin varlığı için ikinci unsuru teşkil etmektedir.

2-Çeşitleri:

a)Ticari İşletme işleten,işletmeyen dernekler:

Dernekler ideal bir gayeyi gerçekleştirmek için kurulur.Derneğin gayesi kazanç paylaştırmak olamaz.Dernekte ideal gayenin gerçekleştirilmesi için gerekli olan maddi ihtiyaçlar normal olarak üyelerin aidatı eğlence müsamere konser piyango gelirleri ve bağış ile karşılanır.Ancak dernek geliri ideal gayenin gerçekleşmesine tahsis edilmek üzere bir işletme de işletebilir.Eğer bu işletme Tic.Kan.’da şartları belirlenen ticari işletme niteliğinde ise bu derneğin ticaret siciline tacir olarak kaydını yaptırması gerekir.Buna karşılık işletme Tic.Kan. anlamında bir ticari işletme sayılmıyorsa bu kayıt yükünün olmaması gerekir.

b)Alelade dernekler-Kamuya yararlı Dernekler:

Derneklerin mutlaka kamuya yararlı bir amaca sahip olmaları gerekmez.Der.Kan. kamuya yararlı derneklere öngördüğü şartları yerine getirdiği takdirde kamu yararına çalışan dernek niteliği tanımış ve bu derneklere ayrıcalıklar sağlamıştır.Danıştay’ın kamuya yararlı çalışma niteliği kazanılması için aradığı şartlar:sunulan hizmetin belli bir zümre ya da sınıfa ayrılmamış olması,tüm vatandaşların doğrudan doğruya bu haklardan yararlanması ve ülke çapında yararlı sonuçlar verecek nitelikleri ve ölçüleri içermesidir.Bir derneğin kamu yararına çalışan bir dernek olarak tanımlanabilmesi için aşağıdaki şartların gerçeklemiş olması gerekir:

-Derneğin en az 1 yıldan beri faaliyette bulunması

-Derneğin amacı ve bu amacı gerçekleştirmek için giriştiği faaliyetlerin ülke çapında yararlı sonuçlar verecek nitelikte ve ölçüde olması

-İlgili dernek genel kurulunun kararı üzerine yapılacak başvuru

-İlgili bakanlıkların görüşü alınarak İçişleri bakanlığının önerisi üzerine Danıştay İdari işler kurulunun kararı ve bakanlar kurulunun onayı

Kamu yararına çalışan bir derneğin gerek olağan denetimlerde gerek yaptırılacak özel denetimlerde amaç ve faaliyetleri bakımından kamu yararına çalışan dernek niteliğini kaybettiği belirlenirse ilgili bakanlıkların görüşü alınarak bu nitelik kaldırılabilir.

Kamu yararına çalışan dernekler bazı ayrıcalıklardan yararlanırlar.Bazı kuruluşlar bu kamuya yararı derneklere yardımda bulunabilirler.Kamuya yararlı derneklere bazı şartlarla bina ve arazi vergisinden muafiyet tanınabilir;bunların bayramlarda yardım toplamaları da mümkündür,binaları yoksa bedeli on yılda ödenmek üzere Milli Emlak ’tan bina satın alabilirler.

c)Dernekler-Dernek birlikleri(federasyon-konfederasyon):

Federasyonlar kuruluş amaçları aynı olan ve kamu yararına çalışan en az üç derneğin amaçlarını gerçekleştirmek üzere üye sıfatı ile bir araya gelmeleri ile olur.Konfederasyonlar ise yine aynı maddeye göre amaçları aynı olan en az üç federasyonun birleşmesi ile olur.

III-Derneklerde Üye Unsuru:

1-Dernek Üyeliği:

Dernek bir amacın gerçekleştirilmesi için birleşen gerçek kişilerin topluluğudur.Derneği oluşturan kişilere üye adı verilir.Dernek kurmak için en az 7 kurucu üyenin varlığı gereklidir.Üyelik dernek ile üye arasında kurulmuş hukuki ilişkiyi ifade eder.Bu ilişkiden üye için hak ve yükümlülükler doğar.Hak ve yükümlülükler kanunda ve dernek tüzüğünde belirtilmiştir.

2-Üyelik Şartları:

a)Normal üyelik için aranan şartlar:Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip on sekiz yaşını bitirmiş bulunan herkes derneklere üye olabilir.Normal üyelik için fiil ehliyetine sahip olmak şart koşulmuştur.Temyiz kudretinden yoksun olanlar mümeyyiz mahcur ve küçükler derneklere üye olamazlar.AY mahk.’si üyeleri Yargıtay üyeleri Danıştay üyeleri Sayıştay meslek mensupları ile savcı ve yardımcıları hakim ve savcılar anca verilen müsaade ile derneklere üye olabilirler.Der.Kan.’ca belirtilen mahkumiyetleri alan kişiler dernek kuramaz.Ayrıca orta okul ve ortaöğretim öğrencileri de derneklere üye olamazlar.Yükseköğretim öğrenci derneklerine öğrenci olmayanlar üye olamaz.Kamu hizmeti görevlilerinin kuracağı derneklere derneğin kurulduğu kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmayanlar üye olamaz.Türkiye’de kurulmuş bulunan derneklere yabancı uyruktakiler de üye olabilir ancak Türkiye’de ikamet hakkı aranır.(İkamet Tezkeresi).Bunlara ek olarak dernek tüzüğünde üyelik şartları bunların dışında da tutulabilir.Bu şartlar üyenin kişiliğine ve statüsüne ilişkin olabilir.

b)Kurucu Üyelik için aranan şartlar:Dernek kurma hakkına kimlerin sahip olduğu Der.Kan.’da belirtilmiştir.Bu hükme göre kurucu üye olmak için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:

aa)Yaş:Bir derneğin kuruluşuna kurucu üye olarak katılabilmek için 18 yaşı tamamlamış olmak gerekir.Kazai rüşte sahip olan veya evlenme ile reşit olan 18 yaşından küçük kimseler derneğin kuruluşunda kurucu üye olamazlar.

bb)Fiil Ehliyetine sahip olmak:Kurucu üyelik için fiil ehliyetine sahip olmak şart koşulmuştur.

cc)Dernekler Kanununda sayılanlardan olmamak:TSK ile genel ve özel kolluk kuvvetleri ve özel kanunlarında dernek kuramayacakları belirtilen memur statüsündeki kamu hizmeti görevlileri dernek kuramazlar.

3-Üyelik sıfatının kazanılması:Dernekte üyelik derneğin kuruluşuna katılarak kazanılabileceği gibi kurulmuş bulunan derneğe sonradan üye olmakla da kazanılabilir.Kurucu üyeler kuruluş işleminin tamamlanması ile üyelik sıfatını kazanırlar.Sonradan derneğe katılan üyelerin üyeliği kazanmaları derneğe katılma sözleşmesinin kurulması ile olur.

4-Üyeliğe bağlı hak ve yükümlülükler:Bir derneğe üye olmak üyenin kanunda ve dernek tüzüğünde belirtilmiş olan bazı haklardan yararlanmasını sağlar.Bu haklar üyeliğe bağlı haklar olup başkasına devredilemez ve mirasçıya intikal edemez.Hukukumuzda üyelik hakları açısından bir eşitlik ilkesi kabul edilmiştir.Eşitlik ilkesinin anlamı sebepsiz olarak dernekte bazı üyelerin üyelik hakları açısından daha kötü duruma düşürülmemesidir.Üyelik haklarına ilişkin olarak çeşitli gruplandırmalar yapılmaktadır.Bu hakları katılma hakları,yararlanma hakları ve koruma hakları olarak bir ayrıma tabi tutmak mümkündür.

aa)Katılma Hakları:Katılma hakları üyeye derneğin iradesinin oluşmasına organizasyonuna ve yönetimine etkili bir şekilde katılma imkanı sağlar.

aaa)Oy Hakkı:Hukukumuzda her üyenin genel kurulda bir oy hakkı vardır.Üye oyunu ancak bizzat kullanabilir.Her üyenin genel kurulda bir oy hakkının olmasının bir istisnası MK 61’de düzenlenmiştir.Bu hükme göre dernek üyesi kendisi veya füruu veya usülü ile dernek arasındaki bir hukuki işlem veya çekişmeye ilişkin olarak alınması gereken kararda oy kullanamaz.

bbb)Bu hak ancak üyelerin 1/5’i tarafından yazılı olarak kullanılınca etki sağlar.Yönetim kurulu talep üzerine bir ay içinde genel kurulu toplantıya çağırmalıdır.

ccc)Genel kurul toplantısında gündeme ek madde koydurma hakkı:Genel kurul toplantısında yalnız gündemdeki maddeler görüşülür.Ancak toplantıda hazır bulunan üyelerin en az onda biri tarafından görüşülmesi istenen hususların gündeme konulması zorunludur.

bb)Yararlanma hakları:Bu grup haklar üyeye derneğin tesislerinden ve faaliyetlerinden yararlanma hakkı tanır.Bu haklardan bazılarının kullanılması bir münferit borç ilişkisi doğurabilir.

cc)Koruma Hakları:Koruma hakları üyelik durumunun ihlaline karşı üyeyi koruyan haklardır.

aaa-Derneğin amacını koruma hakkı:Üyenin derneğe katılması sebebi derneğin amacı ve bu amaca ilişkin faaliyetlerdir.Amacın değişmesi halinde üyenin derneğe katılma sebebi ortadan kalkacaktır.Bu yüzden üyenin amacın değişmemesini istemek hakkıdır.Amacın değişmesine karşı olan üye derhal dernekten çıkabileceği gibi çekilmeyip derneğin amacını değiştirme kararına karşı mahkemede itiraz edebilir.

bbb-Şikayet Hakkı:Dernek organlarının faaliyetlerine karşı her üye derneğin en yüksek organı olan ve diğerlerini denetleyen genel kurula şikayet edebilir.

ccc-İstifa Hakkı:Anayasamızda hiç kimsenin dernekte üye kalmaya zorlanamayacağı açıkça belirtilmiştir.

ddd-İtiraz Hakkı:Her üyenin derneğin en yüksek organı olan genel kurulun kanuna veya derneğin tüzüğüne aykırı kararlarına karşı mahkemeye başvurarak karara itiraz etme hakkı vardır.Bir kararı itiraz hakkını kullanarak iptal ettirmek şarları şunlardır:

-İtiraz edilecek bir genel kurul kararı olmalıdır.

-Üye önce şikayet yolu ile gene kurula başvurmalıdır.

-Kararın kanun ve tüzük hükümlerine göre usulsüz olarak alınmış olması veya tüzük hükümleri ve kanunun hükümlerine aykırı bulunması gerekir.

-Üye bu hakkını kullanabilmek için kararın alınmasında olumlu oy kullanmamış olmalı veya kararın alındığı toplantıya katılmamış olmalıdır.Üye bu şekilde muvafakat etmişse itiraz hakkı düşer.

Üye mahkemede itiraz hakkını kararı öğrenmesinden itibaren bir ay içinde kullanmış olmalıdır.Bir aylık süre hak düşürücü süredir.Üye olmayan kimselerin dernek kararlarına karşı itiraz hakları yoktur.Bunlar bir işlem hakkında genel kurula şikayette bulunamaz.Fakat alınan karar dolayısıyla zarara uğrarlarsa sorumluluk hükümlerinin şartları gerçekleşmesi halinde zararın tazminini dernekten isteyebilirler.

b)Üyelik Yükümlülükleri:Dernek ile üye arasındaki hukuki ilişkiden üye için hakların yanında bazı yükümlülükler de doğar.Bunlar maddi ve maddi olmayan nitelikte olabilir.

aa)Sadakat Yükümlülüğü:Bu yükümlülük dolayısıyla üye özellikle derneğin amacını gerçekleştirmeye çalışma dernek faaliyetlerine katılma ve dernek düzenine uymak zorundadır.

bb)Aidat Ödeme Borcu:MK mad.64 üyenin aidatının tüzükte belirtilmiş olması gerektiğini tüzükte belirtilmemişse derneğin gayesini gerçekleştirebilmesi için gereken giderleri eşit olarak vereceklerini belirtmiştir.Geniş anlamda aidat derneğin amacını gerçekleştirmek için üyelerin yükümlü oldukları para veya para ile değerlendirilebilecek bir edim olabilir.Aidat borcu üyelik sıfatının sona ermesiyle biter.Üyenin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde uygulanacak müeyyideleri dernek tüzüğü tayin edebilir.Dernek cezalarına karar vermeye yetkili organ genel kuruldur.Fakat bu yetki başka bir organa da tanınabilir.Tüzükte ister açıkça belirtilmiş olsun isterse olmasın dernek, yükümlülüklerini yerine getirmeyen üyeyi bazı şartların gerçekleşmesi halinde dernekten çıkarma hakkına sahiptir.

5-Üyelik Sıfatının Sona Ermesi:

Bir dernekte üyelik sıfatının sona ermesi ya bir olgunun gerçekleşmesi ile kendiliğinden vuku bulur veya istifa ya da ihraç ile olur.

a)Üyelik sıfatının kendiliğinden sona ermesi:Tüzükte belirli olguların gerçekleşmesi ile üyeliğin kendiliğinden sona ereceğine dair hükümler bulunabilir.Derneğin sona ermesi halinde tasfiyenin tamamlanması ile üyelik kendiliğinden sona erer.Üyenin ölümü veya gaipliğine karar verilmesi ile üyelik sına erer.Üyelik sıfatı bunun için varlığı zorunlu olan ehliyet şartlarının kaybı halinde sona erer.

b)Üyenin dernekten çekilmesi(istifa):

Dernekten çekilme hakkı üyenin kişiliğine bağlı haklardandır.Her üyenin dernekten çekilme hakkı vardır.Tek taraflı hukuki işlem olan çıkma beyanı bozucu yenilik doğuran hakkın kullanılması niteliğindedir.Her üye 6 ay önceden ihbarda bulunarak dernekten istifa edebilir.İstifa hakkı kişilik hakkı olduğundan tüzük hükmü ile kaldırılamayacağı gibi sınırlandırılamaz da.Ancak MK 6 aylık bir ihbar öneli öngörmüştür.

c)Üyenin dernekten çıkarılması:Üyelik sıfatı üyenin dernekten çıkarılması ile son bulur.Çıkarma derneğin üyelerine karşı kullanabileceği kuvvetli bir yaptırımdır.Bir üyenin yükümlülüklerini yerine getirmediği derneğin gayesini tehlikeye soktuğu veya derneğin o üyeyi bünyesinde barındırmamasını haklı gösterecek diğer hallerde o üyeyi dernekten çıkararak ondan kurtulur.Çıkarma derneğe üye ile olan sürekli hukuki ilişkisini tek taraflı olarak sona erdirme imkanı veren bir bozucu yenilik doğuran haktır.Çıkarma hakkı yetkili organın alacağı karar ile kullanılır.Bu organ kural olarak genel kuruldur.Çıkarma kararının alınması sırasında çıkarılacak olan üyeye savunma hakkının tanınmış olması gerekir.

d)Üyelik Sıfatının sona ermesinin sonuçları:Üyelik sıfatı ister kendiliğinden ister çekilme ister çıkarılma ile olsun o kimse derneğin malları üzerinde herhangi bir hak iddia edemez ve üyelik süresine ait ödenmemiş aidatını ödemekle de yükümlü olur.Ancak eğer aidatını peşin olarak ödemiş ve daha sonra o yıl dolmadan üyelikten ayrılmış ise üyelik süresiyle orantılı olarak ödediği bedelin iadesini dernekten isteyebilir.

IV-Dernekte Amaç Unsuru:

1-Kavram:Kısaca ideal gaye olarak adlandırılan kazanç paylaşmak dışında bir amaç derneği ticaret ortaklıklarından ayıran bir niteliktir.Daha dar anlamda dernek amacı derneğin konusunu yani tüzel kişinin hangi alanda faaliyet göstereceğini belirtir.Der.Kan.8.maddesinin 2.fıkrası uyarınca derneğin amacı tüzükte gösterilmesi gerekir.

2-Amacın Kanuna ahlaka ve adaba aykırı olmaması:

a)Genel olarak:Derneğin amacının kanuna ahlaka ve adaba aykırı olmaması gerekir.Amacı kuruluşu esnasında kanuna ahlaka ve adaba aykırı olan dernek tüzel kişilik kazanamaz.

b)Özel yasaklar:AY.derneklerde bazı gayeleri yasaklamıştır.

aa)Kesin olarak yasaklanmış amaçlar:AY.’nın başlangıç kısmında belirtilen temel ilkeler aykırı olarak dernek kurulamayacağı belirtildikten sonra 11 bentle kesin olarak yasaklanmış amaçlar belirtilmiştir.(Kişiler hukuku sayfa 220)

Kuruluşta derneğin amacının yasak amaçlardan olması halinde bu dernek tüzel kişilik kazanamaz.

bb)Bakanlar kurulunun iznine bağlı amaçlar:Der.Kan.uluslararası faaliyette bulunmak amacıyla dernek kurulmasını yasaklamış fakat 11. ve 12. maddeleri saklı tutmuştur.Bu hükümlere göre uluslararası beraberlik ve işbirliği yapılmasında fayda görülen hallerde bu amacı güden derneklerin kurulması Bak.Kur.’un iznine tabi tutulmuş ve mümkün kılınmıştır.

cc)Bazı dernekler için sınırlandırılmış amaçlar:Yüksek öğretim kurumlarına kayıtlı öğrencilerin kuracakları derneklerin amaçları sınırlıdır.Aynı hüküm kamu görevlilerinin kuracakları dernekler için de geçerlidir.

c)Amacın imkansız olmaması:Amacın imkansız olması derneğin amacının olmaması anlamına gelir.

V-Derneğin Tüzel Kişiliği:

Üye ve amaç unsurlarının bulunmasına rağmen tüzel kişiliği bulunmayan bir kişi topluluğu dernek olmayıp adi ortaklık teşkil eder.Tüzel kişilik derneğin üyelerine ve üçüncü kişilere karşı bağımsızlığını sağlar.

1-Derneğin Kuruluşu:

Dernek kurma hakkı AY.33.maddesinde güvence altına alınmıştır.Buna göre “herkes önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.

a)Tüzüğün hazırlanması:Kurucu üye şartlarına sahip en az 7 kişi hepsi tarafından kabul edilen bir tüzük hazırlamalıdır.

aa)Tüzük kavramı:Tüzük derneğin örgütünü ve iç yaşayışını düzenleyen hükümleri içeren bir belgedir.Tüzük dernek için bir objektif hukuk normu niteliğinde olup dernek hayatı ve üyeler için bağlayıcı hukuk kurallarını içerir.

bb)Tüzüğün İçeriği:MK mad.53 ve Der.Kan. mad.8’de tüzük içeriği ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.

b)Tüzüğün idareye verilmesi:Her dernek kuruluşunu bir yazı ile kurulduğu yerin en büyük mülki amirine bildirmeye mecburdur.Bu kuruluş bildirgesinde derneğin adı ikametgah adresi kurucuların adları soyadı doğum tarihi doğum yeri meslek veya sanatı tabiiyeti ikametgahları bildirilerek altı bütün kurucular tarafından imzalanır.Kuruluş bildirisi ve eklerin idareye bildirilmesiyle dernek tüzel kişilik kazanır,meğer ki amacı kanuna ahlak ve adaba aykırı olduğundan MK mad45’e göre tüzel kişilik kazanması mümkün olmasın.

c)Kurulmaları ve faaliyetleri izne bağlı dernekler:Der.Kan.’nun 7.maddesi uluslar arası faaliyetlerde bulunmak amacı ve bunun gibi amaçlarla dernek kurulmasını yasaklamıştır.Fakat 11. ve 12. maddeleri mahfuz tutarak kuralın Bk.Kur’nun iznine bağlı tutarak istisnaları işaret etmiştir.Der.Kan’a göre 11.maddede belirtilen durumlarda Dışişleri Bak.’nın görüşü alınarak İçişleri Bak.’nın önerisiyle ve Bak.Kur’nun izniyle bu tip dernekler kurulabilir.

d)Kuruluşa etkili olmayan düzen hükümleri:

aa)Kuruluş Bildirisi ve tüzüğün incelenmesi:Derneğin kuruluş başvuru bildirimi üzerine bildiri birlikte verilen ekleri ve tüzük idarece incelemeye tabi tutulur.Tek ilde faaliyette bulunacak bir dernek söz konusu ise inceleme Valilikçe yapılır.Birden fazla ilde faaliyette bulunacak derneklerin kuruluş bildirisi ve tüzükleri içişleri bak. Tarafından incelenir.İnceleme kuruluş bildirisi ve eklerin doğruluğu ve tüzükte yasak amaç ve kanuna aykırılık ve noksanlık olup olmadığı yönünden yapılır.İncelemeyi valilik 30 içişleri bak. 90 gün içinde yapar.İdare tüzükte yasaklanmış amaç saptarsa tüzük valilikçe incelenmiş ise Valiliğin ;içişleri bak.’ca incelenmişse bakanlığın istemi üzerine dernek merkezinin bulunduğu yer valiliğinin kararı ile dernek faaliyetten alıkonulur.Kuruluş bildirisinde tüzükte ve kurucuların hukuki durumlarında yasak amaç dışında bir kanuna aykırılık noksanlık saptanırsa idare bu kanuna aykırılığın giderilmesi veya noksanlığın tamamlanmasını yazı ile geçici yönetim kurulundan ister.Bu yazının tebliği tarihinden itibaren 30 gün içinde kanuna aykırılık giderilmez noksanlıklar tamamlanmazsa derneğin merkezinin bulunduğu yer en büyük mülki amirinin ihtarı üzerine cumhuriyet savcılığı derneğin feshi için yetkili mahkemeye başvurur.Kuruluş safhasında idarenin isteği üzerine tüzükte değişiklik yapmak görev ve yetkisi kurucu üyeler aittir.

bb)Tüzüğün İlanı:Tüzüğün kanuna uygun ve tamam olduğunun derneğe tebliğinden itibaren 15 gün içinde tüzüğün ve dernek ikametgahının mahalli bir gazete ile gazete çıkmayan yerlerde ise il merkezinde çıkan bir gazetede yayınlanması gerekir.Bu gazetenin 5 nüshası yayımı tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde geçici yönetim kurulu tarafından dernek merkezinin bulunduğu yerin en büyük mülki amirine verilir.

cc)İlk Genel Kurul Toplantısı:Dernek tüzüğünün gazetelerde ilanı gününden altı ay içinde derneğin ilk genel kurul toplantısını yapmasını emretmiştir.İlk genel kurulda derneğin zorunlu organları seçilir.Altı aylık süre içinde derneğin ilk genel kurul toplantısı yapılamaz veya zorunlu organlar seçilmez ise mahallin en büyük mülki amiri derneğin kendiliğinden dağılmış sayılmasına karar verir.

dd)Dernek kütüğüne kayıt:Derneklerin kaydı için içişleri bakanlığınca emniyet genel müdürlüğünde merkezi bir dernekler kütüğü ile ayrıca her ilde emniyet müdürlüğünde mahalli bir dernekler kütüğü tutulur.

2-Derneğin Organları:Seçimlik organlara genel kurul ve denetleme kurulunun görev yetki ve sorumlulukları devredilemez.Böylece bir onur kuruluna üyeyi dernekten çıkarma yetkisinin mutlak olarak devri söz konusu olmaz.Genel kurul bu hususta yetkili olmaya devam eder.MK derneğin zorunlu organları olarak genel kurul ve yönetim kurulunu saymaktadır.Der.Kan. mad.19’da zorunlu organlar 3’e çıkarılmıştır:Genel Kurul-yönetim kurulu-denetleme kurulu

a)Genel Kurul:Genel kurul dernek üyelerinde oluşan derneğin en üst düzey organıdır.

aa-Genel kurulun toplanması:Olağan ve olağanüstü olarak toplanır:

1-Olağan toplantı:Genel kurulun dernek tüzüğünde belli edilen zamanlarda yaptığı toplantılar olağan toplantılardır.Tüzükte olağan toplantıların ne zaman yapılacağı belirtilmesi gereklidir.Ancak olağan genel kurul toplantılarının en geç 2 yılda bir yapılamaları zorunludur.

2-Olağanüstü toplantı:Yönetim kurulu veya denetleme kurulunun gerekli gördüğü hallerde yahut dernek üyelerinin 1/5’inin yazılı isteği üzerine genel kurulun yaptığı toplantıya olağanüstü toplantı adı verilir.Genel kurulu toplantıya kural olarak yönetim kurulu çağırır.Yönetim kurulu bu çağrıyı yapmakla yükümlüdür,yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırmamak hususunda bir takdir yetkisi söz konusu değildir.

bb-Çağrı Usülü:Yönetim kurulu tüzüğe göre genel kurula katılmaya hakkı olan üyelerin bir listesini yapar.Üyeler toplantıdan en az 15 gün önce mahalli bir gazete ile toplantı günü saati yeri ve gündemi ilan edilmek suretiyle toplantıya çağırılır.Bu çağrıda çoğunluk sağlanamaması sebebiyle toplantı yapılamazsa ikinci toplantının ne zaman yapılacağı belirtilir.Ancak ilk toplantı günü ile 2. toplantı arasında en az bir hafta olur.Ayrıca bu çağrı en az 15 gün önceden mülki amire yazı ile bildirilir ve bu yazıya toplantıya katılacak kişilerin listesi de eklenir.İlk toplantı nisabın sağlanamaması dışında bir sebeple geri bırakılırsa bu durum sebeplerin açıklanması suretiyle ilanın yapıldığı gazeteye bir ilan daha vermek suretiyle üyeler duyurulur.Bu halde üyeler ilk usüldeki gibi 2 toplantı için tekrar çağırılır.İkinci toplantı geri bırakılma tarihinden en geç 2 ay içinde yapılmalıdır.

cc-Toplantı yeter sayısı:İlk toplantının yapılabilmesi için tüzüğe göre genel kurula katılma hakkı olan üyelerin yarısından bir fazlasının hazır olması gerekir.İkinci toplantı için böyle bir çoğunluk aranmış değildir.Ancak Der.Kan. ikinci toplantının yapılabilmesi için katılan üye sayısının yönetim ve denetleme kurullarının üye tamsayıları toplamının iki katından az olamayacağı esasını koymuştur.Genel kurulun derneğin feshine karar vermesi için yapılacak toplantıda toplantı yeter sayısı tüzüğe göre genel kurula katılma hakkına sahip olan üyelerin en az 2/3’ü olarak saptanmıştır.Bu çoğunluk sağlanamazsa ikinci toplantıda üye sayısı ne olursa olsun fesih konusu görüşülebilir.

dd-Toplantı yeri:Genel kurul toplantıları dernek merkezinin bulunduğu yerden başka bir yerde yapılamaz.Ancak doktrinde ve Yargıtay uygulamasında belirtildiği gibi dernek gene kurulları üyelerin sığabilecekleri ve iyiniyet kurallarına göre toplantıya elverişli bir yerde yapılmalıdır.

ee-Toplantı yapılış usülü:Genel kurula katılmaya hakkı olan üyeler yönetim kurulunca düzenlenmiş listedeki adları hizasına imza ederek,toplantı yerine girerler.Açılıştan sonra toplantıyı yönetmek için bir başkan yeteri kadar başkan vekili ve bir katip seçilir bunlara Başkanlık divanı adı verilir.Genel kurul toplantısının genel kurul başkanı yönetir.Kurulda yapılan görüşmeler tutanağa geçirilir.Tutanak katipler tarafından tutulur ve katipler ve başkan tarafından imzalanır.Düzenlenen bütün tutanak ve belgelerin toplantı sonunda yönetim kuruluna verilmesi gerekir.

ff-Günden ve genel kurulun yetkiler:Usülüne gör toplanan genel kurul gündemdeki konuları görüşerek karar verir.Gündemde belirtilmeyen konular genel kurulda görüşülemez ve karar bağlanamaz.Gündemde yer alabilecek konular ve genel kurulun yetkilerinin ne olduğu MK mad.58’de ve Der.Kan. mad.26’da sayılmaktadır.

gg-Genel Kurulda karar alınması:Kararlar kural olarak oylamaya katılan üyelerin mutlak çoğunluğuyla alınır.Ancak tüzükte belirli kararlar için nisbi çoğunluk veya diğer çoğunluk öngörülmüş olabilir.

hh-Genel Kurulu toplantısında hükümet komiserinin bulunması:Hükümet komiseri genel kurul toplantılarının kanuna tüzüğe ve gündeme uygun bir biçimde yapılmasını toplantının sükun içinde geçmesini işlemlerin usülüne uygun olarak yapılmasını sağlamak amacı ile tayin edilir.Hükümet komiseri genel kurul toplantısının bitiminden sonra “en geç” 24 saat içinde bir rapor düzenleyerek bunu mülki amire verir.Diğer taraftan hükümet komiseri veya mahallin en büyük mülki amiri genel kurul toplantısının kanuna veya dernek tüzüğüne aykırı yapıldığını tespit ederse durumu 24 saat içinde mahalli cumhuriyet savcılığına bildirmekle yükümlüdür.

b)Yönetim Kurulu:

aa-Yönetim Kurlunun kuruluşu ve sona ermesi:Yönetim kurlunu seçmek genel kurula ait bir yetkidir.Genel kurul yönetim kurlu için en az 5 asil ve 5 yedek üye seçer.Yönetim kurluna üye olarak sadece dernek üyeleri değil dışarıdan da dernek üyesi olmayan kimselerin seçilebileceği kabul edilmektedir.Genel kurulca yapılan seçimi izleyen 7 gün içerisinde yönetim kurulu başkanı tarafından seçilen yönetim kurlunun asıl ve yedek üyelerinin ad ve soyadları,baba adları,doğum yer ve tarihleri meslekleri ve ikametgahları dernek merkezinin bulunduğu yer en büyük mülki amirine bildirilmesi gereklidir.Yönetim kurulunun görev süresi tüzükte belirtilir.Bu süre içerisinde asıl üyelikte boşalma olursa yerine yedek üyeler getirilir.Yönetim kurulu geçici olarak oluşturulamazsa derneğe kayyım atanabilir.Yönetim kurulunun tüzüğe göre teşkili devamlı olarak imkansız hale gelmiş ise dernek kendiliğinden son bulur.

bb-Yönetim kurulunun görev ve yetkileri:Yönetim kurulunun görev ve yetkileri tüzükte belirtilir.Fakat MK ve Der.Kan.’da düzenlenen bu hüküm şöyledir:Derneği temsil etmek;kanunun temsilden kastı derneğe ait işlemlerin yönetim kurulu tarafından yapılacağıdır.Yönetim kurulu derneği temsil hususunda kendi üyelerinden bir veya bir kaçına yetki verebilir.Yönetim kurulu tıpkı vekil gibi yaptığı işlemlerden veya yapmayı ihmal ettiği işlemlerden derneğe karşı sorumludur.

c)Denetleme Kurulu:Denetleme kurulu Der.Kan’da zorunlu organlar arasında gösterilmiştir.Denetleme kurulunun ne surette seçileceği asıl ve yedek üye sayısı bunların görev ve yetkileri tüzükte belirtilmesi zorunludur.Denetleme kurulu genel kurul tarafından seçilir.Denetleme kurulu için en az üç asıl ve üç yedek üye seçilmelidir.Seçimi takip eden yedi gün içinde denetleme kurulu üyelerinin asıl ve yedek olmak üzere adları soyadları baba adları doğum yer ve tarihleri meslekleri ve ikametgahları yönetim kurulu başkanı tarafından derneğin merkezinin bulunduğu yer en büyük mülki amirine bildirmek gerekir.Denetleme kurulu derneğin iç denetimini sağlayan bir organdır.Başlıca görevi yönetim kurulunun hesaplarını ve işlerini kontrol etmektir.

3-Derneğin Faaliyeti:

a)Faaliyet kısıtlayıcı ve yasaklayıcı hükümler:Dernekler hak ehliyetleri çerçevesinde organları aracılığı ile her türlü faaliyette bulunabilirler.Çok tabii olarak bu faaliyetlerin hukuk düzeni sınırları içinde olması gerekir.(kitap sayfa 238-242’yi oku.)

b)Derneklerin idari kararla faaliyetten alıkonulması:Kural olarak dernekler ancak mahkeme kararı ile kapatılabilir.AY. 33.maddesini takiben Der.Kan. bazı acil ve önemli gördüğü hallerde İdareye,dernek hayatına müdahale ederek derneği faaliyetten alıkoyma yetkisi tanımıştır.Faaliyetten alıkonulan derneğin maddi ve hukuki varlıklarının korunması için mahalli sulh mahkemesince kayyım tayin edilebilir.

4-Derneğin devlet tarafından denetlenmesi:Derneklerin yönetim yerleri müesseseleri ve her çeşit etkinlikleri bütün işlemleri,defterleri hesapları ve faaliyetleri denetime tabidir.Bu denetim içişleri bakanlığınca veya derneğin merkezinin bulunduğu yerin en büyük mülki amirince veya görevlendirdiği memurlar tarafından her zaman yapılabilir.Bu denetleme sırasında dernek yöneticileri ,görevli memurların isteyecekleri her türlü defter belge ve işlemli yazıları göstermek veya gerekiyorsa vermekle yükümlüdürler.Ayrıca Emniyet Müdürlüğü bünyesinde kurulan Dernekler Özel Denetleme Grubu derneklerin tüzüklerinde gösterilen amaç ve bu amacı gerçekleştirmek üzere sürdürüleceği belirtilen çalışma konuları doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediklerini işlemlerini,defterlerini ve hesaplarını mevzuata ve tüzüklerine uygun olarak yürütüp yürütmediklerini denetleyebilir.Dernekler üzerindeki idari denetimin kolluk kuvvetinin denetimi biçiminde gerçekleşmesi imkanını da kanunda öngörmüştür.Kolluk kuvvetleri mahalli mülki amirinin vereceği yazılı emirle dernek merkez ve şubelerinin yönetim yerlerine müesseseleri ve tesisleri ile her çeşit eklentilerine denetim amacıyla girmeye yetkilidirler.Kamu yararına çalışan derneklerin hesapları ve bu hesaplarla ilgili belge ve defterler gerekli görülen hallerde Maliye bakanlığınca denetlenir.

5-Derneğin Sona Ermesi:

a-Sona erme şekli:Derneğin sona ermesi dört şekilde olabilir.Dernek ya kendiliğinden sona erer,ya kendi kendini fesheder veya mahkeme kararı ile feshedilir.Bunlara bir de mahkeme kararı ile kapatma hali de ilave etmek gerekir.

aa-Derneğin kendi kendini feshetmesi:Dernek her zaman kendi kendini feshedebilir.Derneğin kendi kendini feshi yönetim kurulu tarafından 5 gün içinde mahallin en büyük mülki amirliğine yazı ile bildirmek gerekir.

bb-Derneğin kendiliğinden sona ermesi(infisah):Bu sona erme sebepleri gerçekleştiğinde dernek kendiliğinden kanun hükmü gereği sona erer.Herhangi bir organ ya da makam tarafından karar alınmasına gerek yoktur.Bu sebepler:

Ø Derneğin aciz hale düşmesi

Ø Yönetim kurulunun tüzüğe göre kurulmasına imkan kalmaması

Ø Genel kurulun toplanması için gerekli yeter sayısının bulunmaması yüzünden olağan genel kurul toplantısının ikinci davete rağmen yapılamaması

Ø Derneğin amacının gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkansızlaşması veya şartların kaybolması

Ø İlk genel kurul toplantısının yapılamaması veya zorunlu organların kurulmaması

Ø Sürenin dolması

Ø cc-Derneğin mahkeme kararı ile feshedilmesi:MK ve Der.Kan.’da bu kanunda veya diğer kanunlarda öngörülen hallerde dernekler ancak mahkeme kararı ile temelli olarak kapatılabilir.Sebepleri:

Ø Derneğin amacının kanuna yahut ahlaka aykırı hale gelmesi

Ø Kuruluştaki kanuna aykırılık veya noksanlıkların giderilmemesi

Ø Olağan genel kurul toplantısının tüzükte belirtilen süre içinde yapılmaması veya kanunen teşkili gerekli organların kurulmaması

Ø Suç sebebiyle derneğin kapatılması

dd-Derneğin idari kararla feshedilmesi:Bu istisnai bir yoldur ve ancak bir halde söz konusu olabilir.Uluslar arasında beraberlik ve işbirliği yapmakla faydalı olacağına kanaat getirilerek Türkiye’de kurulmalarına veya uluslararası faaliyette bulunmalarına veya başka memleketlerde kurulmuş bulunanların yurt içinde şube açmalarına izin verilmiş olan derneklerin kanunlarımıza veya ulusal amaçlarımıza uymayan faaliyetlerde bulunmaları durumunda bu derneklerin veya şubelerinin kapatılmasına Bak.Kur. yetkilidir.Kapatma kararı ile dernek sona erer.

b)Sona ermenin sonuçları:Hangi şekilde olursa olsun sona eren derneğin malvarlığı tasfiye edilir.bu tasfiyeden geri kalan MK 50 ve Der.Kan 55’e göre tasfiye edilir.Mahkemece kapatılan derneklerin bütün para mal ve hakları hazineye intikal eder.Der.Kan. 8.maddesine göre derneğin sona ermesi halinde malvarlığının nasıl tasfiye edileceğine ilişkin tüzükte hüküm bulunması zorunludur.

$4-Vakıf

I-Vakıf Kavramı:

MK 73.maddesi vakfı başlı başına mevcudiyeti haiz olmak üzere bir malın belli bir gayeye tahsisidir. Şeklinde tanımlamaktadır.Bu kanun hükmünü esas alarak vakfı bir mal veya mal topluluğun bir mal veya gelirinin veya ekonomik değeri olan hakların usülü veçhile belirli ve sürekli bir amaca tahsis edilmesine dayanan bir tüzel kişilik olarak tanımlamak mümkündür.Vakfın tanımında 3 unsur yer almaktadır:1-Bir mal;2-Bunun usülüne göre belirli ve sürekli bir amaca tahsisi;3-Tüzel kişilik.MK’nın çeşitli hükümlerinde değişik türde vakıfların düzenlenmiş olduğu görülmektedir.Bunlar1-Alelade vakıflar;2-Kamuya yararlı vakıflar;-3-İstihdam edilenlere ve işçilere yardım vakıfları;4-Aile vakıfları

II-Vakfın Çeşitleri:

1-Alelade Vakıflar:Belirli özelliği olmayan ve MK mad.73 ve diğer hükümlere göre kurulan vakıflardır.

2-Kamuya yararlı vakıflar:Kamuya yararlı vakıf diye anılan vakıflar MK 453’e göre gelirinin yarısından fazlası kamu görevi niteliğindeki işlerin yapımına tahsis edilmiş bulunan vakıflardır.

3-İstihdam edilenlere ve işçilere yardım vakıfları:İstihdam edilenlere ve işçilere yardım vakıfları Tic.Kan. mad 466 uyarınca kurulan vakıflardır.MK 77’nin hükümlerine tabidirler.Bu hüküm açısından özelliklerine göre bu vakıflar iki görünümde ortaya çıkarlar.Ayırıcı özellik bu vakıftan yararlananların bir aidat ödeyip ödemedikleridir.

a)İki taraflı (katılmalı):Bu vakıflarda vakıftan yararlanan işçiler vakfa aidat öderler.Bu vakıflarda kanun koyucu vakıftan yararlananlara klasik vakıflarda söz konusu olmayan önemli haklar tanımıştır.Vakıftan yararlananlar ödedikleri aidat oranında yönetime katılırlar.Bu oran işçilerce ödenen aidat toplamının işverenin koymuş olduğu katılma payı toplamına oranıdır.İşçiler en az bu oranda yönetime katılırlar.Bu vakıflar için öngörülen hükümler şunlardır:

-Vakfın yönetimine katılacak temsilcileri işçi ve personel mümkün olduğu oranda kendi aralarında bizzat seçme hakkına sahiptirler

-Vakfa aidat ödeyerek vakıftan yararlanan işçi ve personel vakfın edimlerini dava yoluyla talep etme hakkına sahiptir.

b)Tek taraflı:Bu kategori vakıflarda vakıftan yararlanan işçi ve personel vakfın malvarlığına aidat ödeyerek katkıda bulunmazlar.Böylece vakfın malvarlığı vakfeden ortaklığın tahsis ettiği mallardan oluşur.

c)Ortak esaslar:Gerek iki tarafı gerek tek taraflı istihdam edilenler ve işçilere yardım vakıflarında vakfın organları vakıftan yararlananlara vakfın teşkilati faaliyeti ve mali durumu hakkında gerekli bilgileri vermek zorundadır.

4-Aile Vakıfları:MK mad.322’de söz edilen aile vakıfları MK 73’de düzenlenmiş vakıfların özel bir çeşididir.Kuruluş ve işleyişi açısından alelade vakıflardan farkları yoktur.Aile vakıflarının alelade vakıflardan tek farkı amaç yönündedir.Alelade vakıflarda amaç kanunun sınırları içinde serbestçe tayin edilebilirken aile vakıflarında amaç kanun hükmünde gösterilmiştir.

III-Vakıfta Mal unsuru

Mal vakfın ortaya çıkabilmesi içim gerekli ilk şarttır.Vakfa vücut verecek mal olmadıkça vakıf da olmaz.Böyle bir vakfın tesciline karar verilemez.Mal deyimi “ bir mamelekin bütünü veya gerçekleşmiş veya gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar kastedilir.Taşınır ve taşınmaz mallar tahsis edilerek vakıf kurulabileceği gibi bir kimsenin başka birinde olan alacağı tahsis ederek veya bizzat kendi aleyhine ve vakıf lehine bir alacak hakkı meydana getirerek vakıf kurması da mümkündür.Bir malvarlığının bütünü veya bir bölümü de vakıf kurmaya tahsis edilebilir.Henüz gerçekleşmemiş fakat gerçekleşeceği bilinen kar payı temettü ve faiz gelirleri tahsis edilerek de vakıf kurulabilir.Bu şekilde tahsis edilecek malların vakfın amacını gerçekleştirmeye yeterli olması gerekir.

IV-Malın Usülüne göre belirli ve sürekli bir amaca tahsisi( Vakıf Kurma İşlemi):

Bir vakfın kurulması malvarlığı değerlerinin belirli ve sürekli bir gayeye tahsisine bağlıdır.Bir malın bir gayeye değil de bu gayeye hizmet etmek üzere bir şahsa tahsis edilmesi halinde de vakıf kurmadan amaca ulaşılabilir.Bu gibi hallerde belirli bir mükellefiyet ile yapılmış bir bağışlama veya vasiyet vardır.Bunlara bağımlı vakıf veya “inançlı vakıf” denir.Diğer taraftan bir tüzel kişilik meydana getirme amacının bulunmadığı veya bu niyet bulunmasına rağmen gerekli usüle uyulmadığı hallerde de,malların bir gayeye tahsisi söz konusu olduğu halde vakıf kurulmuş olmaz.Keza gaye bir vakıf meydana getirmek için yeterli nitelikte değilse gene vakıf meydana gelmez.

1-Amaç (gaye):Vakfı kuran kimse sınırlar çerçevesinde amacı dilediği gibi belirlemekte serbesttir.Amaç çoğu zaman kamu yararına hizmet edecek bir niteliğe sahiptir.Ancak mutlaka amacın böyle olması şart değildir.Kültüre hizmet toplumsal yardım sosyal güvenlik eğitim ve sağlık sık sık rastlanan amaçlardır.Amacın sahip olması gerekli olumlu ve olumsuz nitelikler şunlardır:

a)Amacı kanuna ahlaka ve adaba aykırı olan vakıf kurulamaz.Hukuki işlemler için söz konusu olan bu sınırlama vakıflar işlemleri içinde geçerlidir.Yasak amaç taşıyan vakfın tescili talebini hakim reddedecektir.

b)Amaç imkansız olmamalıdır:Amaç başlangıçta imkansız idi ise vakıf esasen meydana gelmez.Amaç başlangıçta mümkün iken sonradan imkansız hale gelirse vakıf kendiliğinden dağılır.

c)Amaç belirli olmalıdır:MK mad.73 metni belli amaçtan söz etmektedir.Bununla anlatılmak istenen vakfın amacının yeteri kadar açıklıkla belirtilmiş olmasıdır.Amacın tek olması da şart değildir.Birbiri ile bağlı olan veya olmayan müteaddit amaç söz konusu olabilir.Ayrıca amacın anlamsız veya mantıksız da olmaması gerekir.Amacın çokluğu aynı zaman için olabileceği gibi zaman itibari ile birbirini izleyen amaçlar da olabilir.

d)Amaç devamlı olmalıdır:Tamamen geçici bir nitelikteki amaç için vakıf kurmaya gerek yoktur.Örnek olarak belirli bir miktar parayı hemen muhtaçlara dağıtmak için bir vakıf kurulamaz.

2-Tahsis Usulü:Tahsis yukarıda belirtilen nitelikteki amaca hizmet edecek malların bir tüzel kişilik getirmek niyetiyle ayırt edilmesidir.Tahsis ile malların mülkiyeti vakfa geçmiş olmaz.Tescil ile birlikte vakıf tüzel kişilik kazanır ve vakfedilen mallar ve haklar vakfa intikal eder.Tahsis vakfı kuracak kimsenin tek taraflı bir vakıf kurma işlemi ile olur,birden çok kimse bir vakıf kuracaksa ortak işlem ile vakıf kurulur.Fakat vakıf kurma işlemi ancak kanunun emrettiği şekillerden biri ile yapılmak gerekir; rasgele yapılacak bir ayırma vakfı meydana getirmez.

3-Vakıf Kurma İşlemi:Vakıf kurma hakkı gerçek kişiler tarafından kullanılabileceği gibi tüzel kişiler tarafından da kullanılabilir.

a)Vakıf kurma işleminin şekli:MK mad.74 tahsis için 2 yol kabul etmektedir:

aa)Şayet vakfı kuracak olan bu vakfın daha kendisi sağ iken vücut bulmasını istiyorsa bu husustaki iradesini resmi bir senetle açıklaması gerekir.Bu senet “düzenleme” şeklinde noterlerce re’sen düzenlenmek gerekir.

bb)Şayet vakfı kuran vakfın kendisinin ölümünde sonra meydana gelmesini istiyorsa bu takdirde ölüme bağlı bir tasarruf şekli olan vasiyetname yapmalıdır.Vasiyetnamenin MK’da belirlenen üç şekilden birine göre yapılması gerekir.Miras sözleşmesi içinde yer alan vakıf kurma tasarrufu da geçerlidir.

b)Vakıf kurma işleminde ehliyet:Vakıf kurma işleminin geçerliliği buna ait şekle uyulması kadar tahsisi yapanın bu işlemi yapmak için gerekli ehliyete sahip olmasına bağlıdır.

aa)Vakfı yapanın sağlığında meydana gelecek vakıflar için vakıf kuranın tam ehliyetli olması gerekir.Mahcurlar için vasinin yapamayacağı işler için MK vakıf kurmayı da belirtir Bu yüzden kanuni temsilci mahcura izin veya icazet de veremez.Ancak temyiz kudretine sahip küçük veya kısıtlı yaş koşulunu doldurmak koşulu ile ölüme bağlı tasarruf yolu ile vakıf kurabilir.

bb)Ölümden sonra hüküm ifade edecek bir vakıf kurmak için mümeyyiz olmak ve 15 yaşını bitirmiş olmak yeterlidir.Zira MK mad.449 vasiyetname yapmak için bu ehliyeti yeterli görmektedir.Tüzel kişilerin vakıf kurabilme ehliyetleri açısından tüzel kişilerin fiil ehliyetine ilişkin hükümler uygulanır.

c)Vakıf Kurma işleminin muhtevası:Vakıf kurma işleminin yazıya dökülmüş şekli kanunda vakıf senedi olarak belirtilmektedir.MK.mad.75’e göre vakıf senedinde vakfın amacı organları bu amaca tahsis edilen mallar ve haklar vakfın örgütü ikametgahı ve adı gösterilmek gerekir.Vakıf eğer ölüme bağlı tasarrufla kurulmuş ise bu unsurların bu tasarrufta belirtilmiş olması gerekir.Bu unsurlardan bir eksik ise eksik olan unsurun MK mad.77 hükmüne kıyasen tamamlatılması yoluna gidilmesi uygun bir çözüm olacaktır.

d)Vakıf kurma işleminin geri alınması:Vakıf kuranın ölümünden sonra hüküm ifade etmek üzere vakıf kurma işlemi vasiyetname biçiminde yapılmışsa vasiyetnamenin feri alınması hükümlerine göre vakıf kurmak üzere yapılan vasiyetnameden rücu etmek mümkündür.Fakat vakfedenin ölümünden sonra vakfedenin mirasçıları vasiyetname ile bağlıdır.Onların dönme yetkisi yoktur.Vakıf kuranın sağlığında hüküm ifade etmek üzere yaptığı vakıf işleminden dönmenin mümkün olup olmayacağı tartışmalıdır.Kimisi vakfın tüzel kişilik kazanmasına kadar işlemin geri alınabileceğini kimisi ise vakfın noterce düzenlenmesinden sonra işlemin geri alınamayacağını savunmaktadır.

e)Mirasçıların ve alacaklıların itiraz hakkı:Bağışlamada olduğu gibi vakfedenin mirasçıları ve alacaklıları tarafından vakfa itiraz olunabilir.

V-Vakıfta Tüzel Kişilik Unsuru:

Bir malın belli bir amaca usülüne göre tahsisi sonucu vakfın kurulmasının tamamlanması bir tüzel kişi olarak vakfın varlık kazanması için mahkeme siciline kaydı gereklidir.

1-Tüzel Kişiliğin Kazanılması:

a)Tescil:Vakıf resmi senetle veya vasiyet yolu ile kurulur ve vakfedenin ikametgahı asliye mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.Vakfın tescili vakıf kurmak isteyen kimsenin ikametgahı asliye hukuk mahkemesinden talep edilir.Tescili resmi senetle kurulan vakıflarda vakıf kuran onun ölmesi halinde mirasçılarından biri talep eder.Ölüme bağlı tasarruf yoluyla kurulan vakıflarda vakfedenin mirasçısı veya tayin edilmiş ise vasiyeti tenfiz memuru tescil talebinde bulunabilir.Vakfın sicile tescilini talep etme durumunda bulunan bu kişiler vakıf senedinin düzenlenmesini izleyen 3 ay içinde veya vasiyetnamenin açılmasını izleyen 3 ay içinde tescil talebinde bulunmazlarsa tescil talebi artık Vak.Gen.Müd. tarafından yapılır.Vakıf bir tüzel kişi tarafından kuruluyorsa vakfın tescili talebinde bulunulmadan tüzel kişi sona ermiş ise vakfın tescili hususundaki başvurma da Vak.Gen.Müd. tarafından yapılacaktır.Tescil kararı verecek mahkeme evrak üzerinde ve gerekirse vakfedeni ve diğer ilgilileri de dinlemek suretiyle inceleme yaparak vakfın tesciline karar verir.Mahkeme vakıf kurma işlemini ehliyet şekil amaç ve malların amacı gerçekleştirmeye yeterliliği açısından inceler.Mahkeme vakfın kanuna ahlaka ve adaba veya milli menfaatlere aykırı bir amaçla veya siyasi düşünce veya belli bir ırk veya cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla kurulmuş olduğunu tespit ederse tescile kara veremez.Mahkeme konusu yasaklanmış amaçları vasiyetnamede saptarsa bunları vasiyetnamenin iptal edilmesini beklemeden re’sen nazara alarak tescil talebini reddetmelidir.Tescil ve tescil talebinin reddi kararı senetle birlikte Vak.Gen.Müd.’ne kararı veren mahkeme tarafından re’sen tebliğ edilir.Vakfın tesciline dair kararın kesinleşmesinden sonra vakıf, vakıf kurmak isteyenin ikametgahındaki asliye mahkemesi nezdinde özel olarak tutulan vakıf sicil defterine kaydolur.Bu tescille vakıf tüzel kişilik kazanır.Sicil defterinde vakfedenin ve vakfın adı ikametgahı organları amacı ve bu amaca tahsis edilen mallar ve haklar gösterilir.

b)Mahkeme siciline tescilin hukuki sonuçları:

aa)Tüzel kişiliğin kazanılması:Asliye mahkemesi nezdinde tutulan sicile vakfın tescilinin kurucu bir fonksiyonu vardır.Vakıf tüzel kişiliği tescille kazanır.Fakat tescilin bu hukuki sonucu doğurması geçerli bir vakıf senedine dayanmasına bağlıdır.Geçerli olmayan bir vakıf senedinin tescili senede geçerlilik kazandırmaz ve bu tescil ile tüzel kişilik meydana gelmez.

bb)Vakfın tahsis olunan malları ve hakları kazanması:Bir vakfın tescili ile birlikte vakfedilen malların mülkiyeti ve haklar vakfa intikal eder.Tescil ile birlikte vakıf tahsis olunan bir taşınmaz ise tapu kütüğüne vakıf adına tescile gerek kalmadan tescilden önce taşınmazı kazanmış olur.Vakfa tahsis edilen mallar taşınır ise tescil ile bunlar zilyedliğin nakline gerek kalmadan kendiliğinden vakfa intikal eder.Keza vakfa bir alacak tahsis olunmuşsa alacağın temlikine gerek kalmadan vakıf tescil ile alacağı kazanmış olur.

2-Vakfın Organları:

a)Genel olarak:Vakıf zorunlu organlara sahip olmakla fiil ehliyetini kazanır ve hukuk alanında organları vasıtasıyla türlü faaliyetlere girişebilir.MK vakıfta zorunlu organ olarak sadece yönetim organını öngörmüştür.Her vakıfta mutlaka bir yönetim organının bulunması zorunludur.Yönetim organı hem karar hem de icra organıdır.Kural olarak vakfın organları yetki ve görevleri teşkilatı vakfın yönetim şekli ve temsil tarzı vakıf senedinde gösterilir.Vakfı kuran kişi zorunlu organ olan yönetim organından başka gerekli göreceği organları vakıf senedinde gösterebilir.Bunlar seçimlik organlardır.

b)Örgütün tamamlattırılması:Vakıf senedinde vakfın organları yönetim şekli ve temsil tarzı yeterli derecede gösterilmemiş olur veya sonradan organların teşkili vakfın yönetilmesi ve temsil edilmesinde bir imkansızlık doğarsa Vak.Gen.Müd. bu hususları vakfedene tamamlatır.Eksiklikler giderilemiyor ve vakfın amacını gerçekleştirmeye yeterli bir teşkilat kurulması imkansız bulunuyorsa vakfedilen mallar vakfeden itiraz etmedikçe veya vakıf senedinde açıkça aksine bir hüküm yoksa mahkeme tarafından mümkün mertebe amacı aynı olan bir başka vakfa tahsis edilir.

c)Organizasyonun değiştirilmesi:Vakfın mallarını koruması ve amacını sürdürebilmesi için kesin bir ihtiyaç bulunması halinde MK mad.79 vakfın yönetim örgütünün değiştirilmesine imkan vermiştir.

d)Yönetim organlarının görevleri:Vakıflarda yönetim organı hem bir karar organı olarak vakfın genel durumu ve işleyişi hakkında gerekli kararları alır hem de yürütme organı olarak vakfı yönetmek ve temsil etmek görevini üstlenir.Yönetim organı bütün kararlarında vakıf senedi ile bağlıdır.Vakıf senedinde ise vakfı kuranın iradesi hakimdir.Böylece vakfın alacağı kararlarda bu iradeye uyulmaktadır.Yönetim organı vakıf senedi hükümlerini yerine getirmekle yükümlüdür,vakıf mallarını vakıf senedinde ifade edilmiş bulunan amacın gerçekleşmesini sağlayacak biçimde yönetilmelidir;vakfın amaca uygun şekilde işlemesi,malların korunması ve bakımının sağlanması için gerekli kararları almalıdır.Yönetim organı karar organı olarak gerektiğinde yönetim şeklinin amacın veya vakfın mallarının değiştirilmesini;yetkili mahkemeyi harekete geçirerek sağlayabilir.Amacın imkansızlaşması yüzünden vakıf sona ermişse sona ermeyi mahkeme siciline tescil ettirir.Yönetim organı her takvim yılı başında vakfın gelirleri ile vakfa yapılan her türlü kazandırmalar vakıf senedinde yazılı mallara eklenerek Vak.Gen.Müd.’ne bildirilir.

e)Vakıf yöneticilerinin yönetimden uzaklaştırılmaları:Vakfın yöneticileri yönetimden ancak mahkeme kararı ile uzaklaştırılabilir.Bunun için Vak.Gen.Müd’nün tüzükte belirtilen sebeplere dayanarak mahkemeye başvurması gerekir.Başvuru üzerine mahkeme duruşma yaparak gösterilen sebebi araştırır ve buna göre karar verir.Hangi sebeplerle vakıf yöneticilerinin işten uzaklaştırılabilecekleri tüzüğün 23.maddesinde sayılmıştır.

f)İşten uzaklaştırılanların yerine yeni idarecin seçimi:Görevden alınan ve görevden uzaklaştırılan idarecilerin yerine vakıf senedine göre yenileri seçilir.Vakıf senedinde böyle bir hüküm yoksa Vak.Gen.Müd’nün görüşü alınarak mahkemece idareciler seçilir.Görevden alınan idareciler bir daha hiçbir vakfın yönetiminde görev alamazlar.

3-Vakıfların Şube Temsilcilik ve İrtibat bürosu açmaları:Vakıfların yurt içinde şube temsilcilik veya irtibat bürosu ve benzeri birim açmaları için Vak.Gen.Müd.’den yurt dışı için ise aynı kurumun görüşü alınarak Dışişleri bakanlığının önerisi ile Başbakanlıktan izin almaları gerekir.

4-Vakfın teftiş ve denetimi:Vakfın amacını güvence altına almak ve amaca hizmet edip etmediğini denetlemek gerekir.Teftiş makamı olarak Vak.Gen.Müd. vakfın kuruluşundan sona ermesine kadar türlü yetkilerle donatılmıştır.Vak.Gen.Müd.’nün teftiş makamı olarak asli görevi vakıf senedindeki hükümlerin yerine getirilmesine vakfın mallarının amaca uygun şekilde yönetilmesinde ve vakfın gelirlerinin amaca uygun olarak sarf olmasına nezaret etmektir.Her vakfın en az 2 yılda bir denetlenmesi zorunludur.Yönetim organı denetim sırasında müfettişlerce istenilecek her çeşit belge kayıt ve defterleri göstermekle yükümlüdür.

5-Vakfın Sona Ermesi:Vakıf ya kendiliğinden sona erer veya mahkeme kararı ile sona erdirilir.Bazı hallerde de mirasçı veya alacaklıların itirazı üzerine vakıf sona erebilir.

a)Vakfın kendiliğinden sona ermesi

aa)Vakıf senedindeki hüküm dolayısıyla sona erme:Vakfı kuran kimsenin vakıf senedinde vakfı bir bozucu şarta bağlı olarak kurulabileceği gibi bir süreye de bağlayabileceği kabul edilmektedir.Bozucu şart gerçekleşince veya sürenin sona ermesiyle vakıf kendiliğinden dağılır.

bb)Kanun gereğince sona erme:Vakfın kendiliğinden sona ermesi amacının gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesiyle olur.Bu bazen amacın kesin olarak imkansızlaşması ile olur;fakat çok kere vakfın malı imkanlarını devamlı olarak ve tamamen kaybetmesiyle ortaya çıkar.

b)Vakfın mahkeme kararı gereği sona ermesi:

aa)Vakfın amacı vakıf kurulduktan sonra kanuna ahlaka ve adaba veya milli menfaatlere aykırı hale gelir veya siyasi düşünce veya belirli bir ırk veya cemaat mensuplarını destekler duruma düşerse vakıf mahkemece sona erdirilir.

bb)Tesciline karar verilmesine hukuksal olarak olanak bulunmayan ancak her nasılsa kurulmuş ve tescil edilmiş olan vakıflarla malları gayesini gerçekleştirmeye yetmeyen vakıfların dağılmalarına Vak.Gen.Müd. tarafından başvuru üstüne mahkemece karar verilebilir.

c)Alacaklıların veya saklı pay sahibi mirasçıların itirazı üzerine sona erme:Eğer bir vakıf kurulduktan sonra vakfı kuranın kalan malları kendi borçlarını ödemeye yetmiyorsa alacaklıları tıpkı bağışlamalar için olduğu gibi İc.İfl.Kan.mad.278’deki şartlar uyarınca iptal davası açılabilir.Dava kabul edilirse sonuçta vakıf iptal olur.

6-Vakfın Sona Ermesinin Sonuçları:sona eren vakfın malvarlığı önce tasfiye edilir,kalan malların ise tahsisi gerekir.

a)Tasfiye:Tüzel kişilere ilişkin genel hükümlerde belirtildiği gibi vakfın tasfiyesi MK 51.hükmüne tabidir.Tasfiye için vakfın malvarlığının aktifi ve pasifi tespit edilerek bilanço yapılır,borçlar ödenir.Tasfiye işlemleri kooperatif ortaklıklarının tasfiye usülüne göre yapılır.

b)Tahsis:Vakfın kendiliğinden dağılması halinde borçların tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar önce vakıf senedinde bir hüküm varsa buna göre tahsis edilir.Yoksa mümkün mertebe amacı aynı olan başka bir vakfa tahsis olunur.Mahkeme kararı ile kapatma söz konusu olduğunda senette hüküm bulunsa dahi vakıflar tüzel kişiliğine intikal eder.

c)Sona eren vakfın kaydının silinmesi ve ilan edilmesi:Vakıf tüzel kişiliği hangi sebeple sona ererse ersin vakfın mahkeme sicilindeki kaydı silineceği gibi vakfın sona ermesi keyfiyeti merkezi sicile kaydedilir ve R.G.’de yayınlanır.